Mevlâna’nın rubailerinde rebab

Hz. Mevâna, bizim bulabildiğimiz kadarı ile, on dokuz rubaisinde rebabdan bahsetmiştir. Bu rubailerin metinleri aşağıdadır.

66 – Rebab’tan fışkıran İsrafil sesi, kebab olmuş yürekleri tazelendirdi. Yeniden onlara can verdi.
O boğulmuş bitkin sevdalar, suda balıklar gibi oynamaya başladı.

67 – Bugün de her gün gibi harap ve bitkiniz; hele düşünce kapısını açma da rebabı eline al!
Sevgilinin cemali mihrab olana yüz türlü namaz, niyaz, rüku ve secde vardır

75 – Ey yoklama kapısında geç kalmış zavallı! Çocuklar koşsa bile sen (onlar gibi) acele etme!
Önce geçip gidenlerden birkaçı geri kalmıştır, ama onlara bakma bu sefer de sıra senindir. Rebaba sarıl!

80 – İşsiz, güçsüz oturma, gel çabuk herkesle kaynaş! İşsizlik insanı ya alçaltır, yahut vaktini suya verir. Sema ehlinden bir rebab sesi geliyor. O ermişlerin halkasına koş, onlara katıl!

82 – Bu rebâbın sesi neler söyler bilir misin? Arkamdan gel de yolu öğren diyor. Çünkü yanlış yoldan gider, doğru yönüne çıkarsın; soru yoluna gider, cevap yönüne varırsın!

84 – Gönül sana kavuşma hevesiyle sanki rebabdır rebab; bedenimin her parçası gönül ateşinden kabaptır kebab. Sevgili bizim derdimizden susmuş ama o susmada ikiyüz cevap vardır cevap…

329 – Dedim ki gönlüm benim bir aletim, bir aracımdır. Hep rebab gibi benimle bilikte seslenir gönül! Şu gönül zaten hiç kimseye yâr oldu mu ki, sadece ben o benim oyun arkadaşımdır diyorum.

469 – Rebab şeklindeki yaydan bir ok fırladı. Ten çemberinden geçerek kalbe dayandı.
Özleri delip geçen şu kabuğa bak! Perdeleri yırtan şu perdeyi gör!

496 – En hoş adet, en hoş huylar ki, Muhammed’de[1] vardır.
O, rebabını sabaha kadar inleterek bizi okşar. Uykusu gelince de (rebabının) boğazını sıkar.

682 – Seniz olunca, gül diksem, bahtımın toprağında dikenden başka bir şey bitmez. Tavus yumurtası koysam, yılan çıkar. Elime ister rebab alayım, ister (saz) alayım, sekiz cennette de çalsam cehenneme döner sanki…

691 – İşte tan vakti, katıksız şarap getir! Çünkü akıllı insanın hayatı ölüm demektir. Ya bu gönülsüz rebabın iniltilerini hoş gör, yahut şu yanmış, kebab olmuş gönüllerin üzüntülerine katlan!

906 – Ey rebab nağmesi, ben senden dertliyim. Benim de gönlüm içinde bir rebabım var. Gitme, bir saat kadar gel de otur. Harap bir köşem var, orada konukla biraz!

922 – Aşkın ateşini de, suyunu da tatmışız. Gönül ateşinde su gibi kaynamışız. Biz artık Gönül Rebâbi gibi düzen bulmuş, aşk darbesinin yarasını hoşça sarmışız.

933 – Daha ne kadar tef gibi sitem darbelerini yiyeceğim, rebab gibi gam vuruşları ile yaralanacağım. Seni sazım gibi göğsümde okşuyorum diyorsun. Ben senin kavalın değilim ki, (hep o acı) soluklarına katlanayım.

1131 – Ey aşkının ezgisi gönlümün rebabı olan sevgili! Ey bütün inleyişleri gönlümün cevabı olan güzel: Aradığın o dörtbaşı mâmur devleti bulursun. Ama onu ancak benim şu yıkık gönlümde bulursun!

1136 – Ey gönlümün rebabına mızrap[2] vuran (mutrıp)! Gel bu inleyişimden gönlümün cevabını dinle: Her viranede başka bir define saklıdır. Benim gönlümün harabesinde de (sadece ve ancak) aşk hazinesi saklanmıştır.

1162 – Gönüller rebaba, senin aşkın da (onu çalan) yaya benzer. Gönülleri inleten bu yaycığın teller üstünde gidip gelmesidir. Yayın seslenmesi tele bağlıdır. Tel olduktan sonra araya başka bir düşünce girmez artık.

1436 – Ey rebab nağmesi! Nereden geliyorsun? Ateş dolu, fitne dolu, kavga dolusun sen. Gönül casusu, aşk yolunun habercisisin sanki. Her ne buyursan gönül sırlarıdır onlar.

1608 – Dün gece kâse elimde, rebabımla seher vakti kâsecilerin şarkısını söylüyordum. O perileri kıskandıran âfet, elinde bir mey kâsesiyle çıkageldi, dedi ki: Kâseyi yere çarparsan, yerine sürahi alırsın.


Notlar

  1. Oğlu Sultan Veled’e telmih olsa gerektir.
  2. Orta Asya’da koçkarca, Anadolu’da Rumi kopuz adı da verilen Rübab isimli bir enstruman vardır. Onunla da ilgili olabilir.
Menü