Makale 1

Yerin, göğün bütün zerreleri Cenabı Hakk’ı tespih etmektedirler.

Bu şerh, şunu açıklayacaktır ki şu şerefli “ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî”1 ayet-i kerimesi gereğince yerin, göğün bütün zerreleri Cenabı Hakk’ı tespih etmektedirler. Bütün eşya, tespih ediyor olunca, “rebab”ın da tespih edenlerden olması lazım gelir. Çünkü rebab da bir şeydir. Şu kadar var ki onun tespihini ancak gönül ehli olanlar (ruhaniler, arifler) duyar. Ehl-i zahir ise onu çalgı ve eğlence kabilinden dinlerler.

Bu makale, şunu da anlatacaktır ki “Allâhu nûrus semâvâti vel ard”2 ayet-i kerimesi gereğince; bütün eşya, Cenabı Hakk’ın nuru ve parıltısıyla doludur. Daha doğrusu, Cenabı Hak’tan başka hiçbir şey mevcut değildir, bütün varlık ondan ibarettir.

Şu kadar ki Hak Teâlâ Hazretleri kemal-i gayretinden tılsımcılık ve gözbağcılık etmiştir. Bundan dolayı yakınların en yakınını, biz, uzakların en uzağı görür ve açıkta olan hakikâtleri gizli sanırız. Hâlbuki onlar, meydana gelişlerindeki mükemmelliklerinden dolayı (son derece açıkta olduklarından) saklı ve gizli görünmektedirler.

Bu makalede şu da söylenecektir: “Küntü kenzen mahfiyyen…”3 Hadisi kutsisi delaletiyle, bütün varlık aşktan ibarettir, bütün âlem aşktan doğmuş, aşktan vücuda gelmiştir. Hayır, şer, fayda, zarar hülâsa her şey talepten (muhabbetten) hâsıl olmuştur.

Talep olmasaydı hiçbir şey vücut bulmazdı. Talepler de aşkın parçalarındandır. Bundan dolayı, kesin bilgiyle bilindi ki “Âlem, aşktan vücuda gelmiş ve aşk ile ayakta durmaktadır.” Nasıl ki demişlerdir:

BEYİT
Ger aşk nebûdi u gam aşk nebûdi
Çendîn suhan-i nagz ki gofti ki şenûdi?

Tercüme: Eğer aşk ile aşkın gamı olmasaydı, bu kadar güzel sözleri kim söyleyecek ve kim işitecekti?


Rebabın iniltisinden, sesinden her türlü aşk nüktelerini dinleyin. Daima inleyerek ve seslenerek der ki ‘’Ya Rabbi! Ya Rabbi! Ya Rabbi! Yaratan ve benzersiz olan sensin, her istediğini yardımcıya muhtaç olmadan yaratırsın. Bu dünyayı bizim için yarattın. Ve üzerine gönül cezbedici nakışlar çektin. Gayretinle bağlar icat ettin ve cümlesini ‘İrem bağları’ gibi süsledin. (SAYFA 4) Gül, meyve, yaprak ve ağaçlardan her birine kerem ederek yiyecek ve giyecek verdin. Nar, elma, servi ve çınardan her birini sevgiliyi giyindirir gibi süsledin. Bahçelerde, bağlarda, gülşenlerde her tarafa çeşmeler, ırmaklar akıttın. Göklere, kalemsiz, fırçasız güneşten, aydan ve yıldızlardan yüz çeşit işaretler nakşettin.

10

Hepsinde birçok tesirler yarattın, her birine bir türlü meşguliyet ve vazife verdin. Yıldızlardan kimi ululuk bahşeder, kimi küçüklük eriştirir. Onlardan vakit vakit doğum, ölüm gibi sevinç ve keder verici, uğurlu ve uğursuz şeyler ortaya çıkar. Hepsi de senin saltanatının hizmetçileridir ki iyilik ve kötülüğe senin emrinle giderler. Her birine bir çeşit hediye bahşetmişsin! Hakikâtte ise senden gayrısı mevcut değildir.

15

Gözü olan herkes açıkça görür ki zahirde ve bâtında senden gayrı kimse yoktur. Yerde ve gökte ancak seni görür ve bütün uğraşı senden ibaret olur. Bu dünyadan başka bize görünmeyen ne dünyalar vardır ki kıyaslanırsa, onlar birer derya, bizimki bir damladır. O cihanlar asıl, bizim cihanımız onların çok da önemli olmayan bir parçası gibidir. Bu cihan sınırlıdır. Onların ucu bucağı yoktur. O beka cihanlarından ayrı düştüm de bu fani dünyada onun için ağlarım.

20

Beni lütfuyla bu hicrandan kurtarsın, tez vakitte gene visaline erdirsin diye, işte rebab, inlerken nağmelerinde böyle yüz binlerle tespih terennüm eder, dilsiz olduğu hâlde Hüda’yı gizli gizli zikreder ve o zikri ariflerden başkası işitemez.

Eğer Hüda seni de (yefgahune) anlayanlar sırasına koyarsa eşyanın tespihlerini o vakit ayanen görür ve duyarsın. Cenabı Hak buyuruyor ki: “Ey zahir âlimleri, sırların açıklamasını benimle ilimde ileri gidenlerden başkası bilemez.”4

25

Şundan dolayı ki “Onlar, benim nurumla yaşamaktadırlar”. Her ne kadar tendeki can gibi gizli iseler de âlemde eminlik ve sağlamlık bulmuş olanlar o mertlerdir ki cümlesi de gönülden Hakk’a vasıl olmuşlardır. Onlarda kıl kadar varlık yoktur, hepsi de yokluk tarafına yönelmişlerdir. Zaruri ölümden evvel ölmüşler, pılıyı pırtıyı toplayıp yokluk tarafına götürmüşlerdir. Bunlar o sultanlardır ki kendilerinden geçtikleri için Cenabı Hak, ilmini onlara ihsan etti ve onların üzerinden uyguladı.

30

Bunlar, Cenabı Hakk’ın zat ve sıfatından dolayı fani ve ilm-i ledüne maden olmuşlardır. Bunlardan başkasını cahil bil! Her ne kadar kılı kırk yararlarsa da zahir uleması bu ilimden mahrumdur. Çünkü onların uğursuz nefisleri ölmemiştir. İnsanlar, ilm-i kesbiyi (gayretle elde edilen ilim) vakit vakit hemcinslerinden öğrenmişler, bayağı dünyanın servet ve makamı için zahmet çekerek her biri zevkinden olmuşlardır.

35

İlmi ancak halkı avlamak, rütbe ve makam, mevki kazanmak maksadıyla öğrenmişler, kuyunun dibine dalmışlar, orada kalmışlardır. Bunların dış görünüşleri doğan gibi gösterişlidir. Fakat hakikâtte bunlar kedi gibi fare avcılarıdır.

(SAYFA 5) Öyleyse, bunlara doğan deme, kedi de! Çünkü kedi tabiatlıdırlar. Onların avı faredir. Kedi cinsi, damlarda ve dallarda sürekli kuş tutmaz. Ey hüner sahibi, şekli bırak da manaya bak! Ve onları kedi say!

40

Hülâsa, onlar doğan olamaz, olsa olsa kedi olurlar. Çünkü daimi avları faredir. Zahir âlimleri, Kuran’ı güçlerinin yettiği kadar tefsir ve takdir etmişlerdir. Bâtın âlimleri de tefsir etmişlerdir. Hakk’a yakinen iman eden bunlardır. Her türlü anlamı ve yorumu bilen, ancak Cenabı Hak’tır. Ondan başka hiçbir kimse bunu bilemez. Zahir âlimleri öyle zannederler ki evliya, Hakk’ın gayrıdır. Hakikâtte onların nur-ı mutlak olduklarını anlayamazlar.

45

Hak Teâlâ Hazretleriyle velileri arasına ikilik sığmaz. Burada benlik ve senlik yoktur. Her müfessir kendi bilgisine itimat ederek iktidarının derecesine göre Kuran’ı tefsir etmiştir. Fakat bu tefsir (rasihunun tefsiri)5 ondan ayrıdır: O, cisim; bu, candır. Kuranı Kerim’in her ayetinde bâtıni manalar vardır. Her müfessir bir bâtına kılavuzlanmıştır. Zahir âlimleri, üçüncü kademeden ileri gidemedikleri hâlde,

50

bâtın uleması, yedinci kademeye kadar ilerlemişler ve hakikât bunlar tarafından keşfolunmuştur. Bunlara açıklanan sırlar, lisanla anlatılamaz. Halk, ancak onun adını duyabilir. Suretten geç, yüzünü mana tarafına çevir ki dostu düşmandan ayırt edebilesin.

Biliniz ki hisleriyle hareket eden âlimlerin ellerine gayb nurundan bir şey geçmemiştir. Çünkü onların hisleri naridir, gizli sırları nasıl anlayabilirler?

55

Nârî olan kulaklar için eşyanın tespihlerini işitmeye imkân yoktur. Halkın bütün hisleri nârîdir. Bundan dolayı benzersiz yaratanın güzelliğine karşı perdelidirler. Hepsinin de şehvetleri ve zevkleri nârî, canları ebedi ruhla ilintisizdir. Taatle ihlâs, bizim bakır ruhlarımızı altın edecek kimyalardır. Yüzünü samimiyetle ve tamamen Bari-i Teâlâ Hazretleri yönüne döndürürsen, nârın nur olur.

60

Veyahut Hak erlerinden sana bir armağan (bir himmet) ererse cismanilikten kurtulur, saf nur olursun. Onların bakışlarıyla nârın nur olur, her dikeninden yüzlerce gülistan ortaya çıkar. O ihsan sayesinde (abdal) zümresine dâhil ve binişan olarak “gayb erlerine” kavuşursun, yerde, gökte ne kadar mevcudat varsa, zerrelerinin tespihlerini aşikâr olarak işitirsin, gözlerin perdesiz olarak Hak Teâlâ Hazretlerini görür, vücudunun her zerresinden yüzlerce güneş parıldar.

65

İnsan, cin, huri, melek iki cihanda da seninle var olur. Bendelikten kurtularak sultan, cisminden soyutlanarak saf can olursun.

Bu bahsin haddi ve payanı yoktur. Geri dön de tekrar rebab ile demsaz ol!

(SAYFA 6) Artık ona kulak ver, Hüda’nın zikrini onun iniltilerinden dinle! Bunu Cenabı Hak kendi kelamında buyurmuştur ki “Her şey, canıgönülden bizi tespih eder.”6

70

Yaş, kuru, engin, yüksek yani her şey onu tespih ederse, şüphe yoktur ki rebab da onun parçaları da bir şeydir. Gerçi rebab görünüşte bir tek şeydir. Fakat onun birçok parçadan oluştuğu malumdur. Rebab terennüm ederken parçalarından her birinin ayrı ayrı zikir ve tespihlerine kulak ver! Eğer ruhunda gizlenmiş bir kulağa sahip değilsen, ondan alelade bir ses, bir çığlıktan başka bir şey duyamazsın.

75

Rebab, inlemeleriyle der ki: “Biz testilere benzeriz, sen sefa deryasısın! Bizim canımız sana bağlıdır. Ey canların canı!

Bize cemalini perdesiz olarak göster. Biz, seninle doluyuz, fakat sen bizden gizlisin, lütfunla bu gizliliği bize açıkça göster.”

Rebab, gece gündüz, yürekten böyle âşıkâne feryatlar eder. Ve bundan hiç zahmet ve yorgunluk duymaz. Balık denizin suyundan doyar, usanır mı? Arslana, avlanmadan bıkkınlık, usanç gelir mi?

80

Çünkü balığın hayatı su iledir. Susuz kaldığı zaman acı çeker, hatta ölür. İşte rebab, dilsiz ve harfsiz olarak ehl-i sefaya böyle yüzlerce çeşit ince sözler söyler. Aşka dair sözlere nihayet olmadığı hâlde o, bu deryayı kucaklamış, kuşatmıştır.

Kâinatta ne varsa, alt, üst, gök, yer, ön, arka tamamen ve yalnız aşktan vücuda gelmiştir. Aşağı, yukarı, yer ve gök hep aşkın mahsulüdür.

85

Şu hikmete binaen ki Hak Teâlâ Hazretlerinin varlığı biline. Cenabı Hak, hadisi kutsisinde “küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en urife fehalektü’l-halka lien uraf”7 buyurmuştur. “Ben kâinatı kudretim ve ilmim zahir olsun diye yarattım. Benim emrimle yokluk bunun için var oldu, âlemdeki hadsiz hesapsız mahlûklar bu hikmetten dolayı yaratıldı. Yeni yeni ortaya çıkan bütün hadiseler benim emrimle vücuda gelmektedir.”

90

Mahlûklar cümlesinden dünyada vakit vakit oluşan gizli, açık şeyler yiyecek, içecek, giyecek, kadın, erkek, köle, hizmetçi hülâsa bunlara benzeyen her şey talep sonucu değil midir? Talepsiz vücut bulmaları mümkün müdür? İyi, kötü her şey talepten doğmuştur ve doğmaktadır. Kara, ak, mavi her ne varsa tamamıyla talep mahsulüdür. Şunu da bilin ki talep dediğimiz şey de aşkın bir parçasıdır ve aşkın çileleri içinde sonsuz değerler ve üstünlükler gizlidir. (SAYFA 7)

95

Talep, aşk deryasından bir damla veya madenden ufak bir parçadır. Şüphesiz, damla denizin aslıdır. Bundan dolayı talebin de aşkın aslı olması lazım gelir. Biliniz ki her ne varsa hepsi aşktan meydana gelmiştir. Aşkta kemale erenler için zeval yoktur. Hakikâtte aşk asıldır, âlem onun parçalarının bir sonucudur. Sen parçaların parçalarını bırak da asla talip ol! Tâ ki asıl gibi ebedi kalasın. İyi bil ki parçaların kalıcılığı yoktur.

100

Parçalar, gölge gibidir; gelir, geçer. Fakat asıl, güneş gibidir; yüksek ve daimdir. Sanat eseri, nihayet fanidir. Ancak onların görünmeyen sanatkârı sürekli ve ebedidir. Ne mutlu ona ki sanatkâra talip oldu da dünya için din suyunu döküp telef etmedi. Çünkü sanatkâr yanında, can için ebedi sefa, minnetsiz ihsan vardır. O sefa şarabının ve sarhoşluğunun baş ağrısı yoktur. Ona bir can veren, binini alır.

105

Orada yönü olmayan bir âlem seyredersin ki bu dünya onun yanında bir katre gibi kalır. O âlemde bu geçici hayat, ebediyyet kazanır. Bu vefasız dünyada ise, vefa, cefa ile şerbet, zehir ile nimet, ceza ile lütuf, kahır ile rahat, elem ile bir aradadır.

Notlar

  1. İsra suresi 17/44 Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey onu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
  2. Nur suresi 24/35 Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  3. Hadisi kutsi, “Küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en u’refe fe halektul halka li u’ref (Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim.)
  4. Âli İmrân suresi 3/7 Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
  5. Derinlemesine ve hakikâtiyle anlayanların tefsiri
  6. İsra suresi 17/44 Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
  7. Hadisi kutsi: Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi murat ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim.
Önceki makale
Yazılış Sebebi
Sonraki makale
Makale 2
Menü