Makale 101

Kul, kaderin sırrına vakıf olursa, kendine isabet eden her şeyi Allah’tan bilir. “Sana isabet eden iyilik Alah’tan, kötülük kendindendir.”

Bu makalede şu açıklanacaktır:

Kul, kaderin sırrına vakıf olursa, kendine isabet eden her şeyi Allah’tan bilir. Fakat bu kanaatin açıklamasını edebe aykırı görür de fenalığı kendi nefsine, iyilikleri Hakk’a nispet eder. Nitekim Cenabı Hak kitab-ı hakiminde buyurur: “Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik”1 (Sana isabet eden iyilik Alah’tan, kötülük kendindendir.)

Âdem aleyhisselam da bu yolda hareket etmişti: Cennetten çıkarıldıktan sonra tövbeleri kabul olunduğu zaman Cenabı Hak ona sordu ki: Biliyordun ki hayır, şer hep bendendir. Sen günahını kendine nasıl isnat eyledin, “zalemna enfüsena”2 dedin? Cevap olarak dedi ki: Ya Rabbi, bu günahın sebebini sen olarak göstermekten utandım. Cenabı Allah şu misali buyurdu ki: Senin bu edepliliğine mükâfaten senin sulbunden birçok enbiya ve evliya getireceğim. Tâ ki namın iki cihanda ebedi unutulmasın.


İçimde bundan başka derin bir bahis vardır ki söylersem mahzun olursun. Daha iyisi onu gizli tutayım ki belki canımdan ve tenimden olurum. Gerçi o bahiste Hak benim yardımcımdır, fakat onu lisanıma alamam.

7265

Kendimi kırar, günahkâr olurum, bile bile günahkârlar sırasına girerim. Her fenayı ben kendimden bilirim, şüphesizdir ki iyilikleri senden tanırım. Umdum ki Hazreti Âdem gibi bana da merhamet eder, içimdeki gamı kökünden sökersin. Hazreti Âdem cennetten çıktıktan sonra tövbeyi bir nefes dilinden bırakmadı. “Zalemna enfüsena” canının virdi oldu, bu zulmü kendime ben yaptım dedi.

7270

Ondan sonra rahmet-i ilahiyye erişti. Evvelki hâlinden yüz derece fazlasına nail oldu. Sonra Cenabı Hak sordu ki: İyi, kötü, gam, keder, her şey benden gelmiyor mu?

(SAYFA 278) Benim emrim olmadan küçük bir yaprak kımıldayabilir mi? Sen cürüm fiilini kendine nasıl isnat ediyorsun? Bunun kendinden olmadığını anlamadın mı? Hayır, şer hep benim emrimle vücut bulmuyor mu? Âdem aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi, biliyordum, fakat sana isnat etmek edebi bırakmak olurdu.

7275

Bundan dolayı suçu kendime nispet ettim. Tâ ki sana sığınabileyim. Cenabı Hak buyurdu ki mademki sen edebe riayet ettin, ben de mükâfatını vereceğim. Senin sulbünden peygamberler getireceğim, her birinin kudretini dünyada yüksek kılacağım. Tâ ki ey temiz can, senin namın asırlar, devirler var oldukça yaşasın.

Ben de eğer ikbal sahibiysem, Hazreti Âdem’in sünneti üzere gideyim, o gruba dâhil olmaya gayret edeyim.

7280

Maceradan, itirazdan geçeyim. Tâ ki kuşatılmadan kurtulup serbestliğe ereyim. Onun yanında alet gibi yok (iradesiz) olayım. Tâ ki bende kıl kadar benlikten eser kalmaya. Bu canla ten, o şahın aleti olunca, o zulümler benden görünür. Benden, gerek iyi, gerek kötü, sadır olan bütün davranışlar ve hareketler, ondan olur. Bunu kendinden geçtiğin zaman anlarsın. Kendinle oldukça bunu görmezsin, çünkü kendine kendin baştanbaşa engelsin.

7285

Eğer kendinden geçenler tarafına kendinden geçerek gelirsen, bizimle cansız ve tensiz yoldaş olursun. Yezdan’ın yüzünü örtüsüz görür, ondan sonra hatayı sevaptan ayırabilirsin! Güneşin yüzü olmadan eşyayı aydınlık görürsün, gümüşle kalayı eşit tutarsın. Kendi güneşinin aydınlığı cihanı aydınlatır, o zaman beyaz ve siyah suretler sana ayan olur. Elbette ki göz sahipleri de gönül nuruyla iyi ve kötünün sırlarını görür.

7290

O hidayet nuruyla iyi kötü birbirinden seçilir, bakırla altın gibi. Fena ve kovulan rüsva olur, iyi ve makbul olanlar yücelir. Manen güzel ve çirkin ortaya çıkar. O zaman kimlerin mümin ve kimlerin kâfir olduğu görülür (anlaşılır). Bu sırlara herkes vakıf olamaz. Padişahın sırlarına ayak takımı mahrem olabilir mi? Cismani güneş, suretleri gösterir, manevi güneş de sırları yayar.

7295

Gözünü nur-ı manevi tarafına döndür ki Mesnevi’de yüzlerce cihan seyredesin! Mesnevi dünyasına ayak basarsan, muhakkak, ölüm tuzağından kurtulursun! Başsız, ayaksız; hayat tarafına gidersin, orada ne zahmet çekersin, ne ölüm görürsün. O saha, nur içinde nurdur. Gamsız, kedersiz, nihayetsiz izzet ve şeref dünyasıdır. Hakk’ın nur ve lütuflarından daima ilginç sohbetlere ve vuslata nail olursun.

7300

Ben, o olunca, artık söz de arada perde olur, perde ile karşılaşmak şahla mülakat etmek gibidir. Öyleyse sükût et ki ruhu göresin, fethedeni, fetholunanı perdesiz seyredesin. Her aradığını içinde göresin, ondan sonra büyüklerin cömertliğine dâhil olasın! Bil ki her kese de altın para bulunmadığı gibi, her sedefte de inci bulunmaz.

(SAYFA 279) Biz cevhere sahibiz, hani bir müşteri ki bizden en büyük, en kıymetli cevheri alsın?

7305

Her kimin iki kantar altını varsa, bu dünyada cevheri bizden o alabilir. Fakir kimse o maksada nasıl erebilecek ki bizden böyle bir cevheri alabilsin? Sana Hakk’ın lütfu kısmet olmazsa o yüce amaca doğru uçamazsın. Sende ruhani hâlet olmazsa, uçanların canına nasıl alet olabilirsin? Onun aşkı yolunda canından geçmedikçe, o aşkı ilahi sen de nasıl zuhura gelebilir?

7310

Benim gibi, lâmekân cihanında yok olmadan ebedi varlığa nasıl erebilirsin? Ben, aşk ile zindeyim, can ve tenle değil. İyiden, kötüden, kadından, erkekten her şeyden feragat ettim. Nişansız cihanda binişanım. Haydi, beni kendin gibi kör sanma! Benim gibi rehberle yoldaş olursan, başsız, ayaksız o menzile doğru gidersin. O menzile baş ve ayaksız da gidilmez, o menzil bizzat nur içinde nurdur.

7315

Ayak ve baş gibi şeyler surette (maddi varlıklarda) olur. O taraf, nakış değil, candır. Cisim ve candan ve gönlünden geçmedikçe o dünyaya yol bulamazsın. Nişansız ol ki nişansıza kavuşasın, o deryaya cisim ve cansız olarak gidesin. Rehber olmazsa o yolu nasıl kestirebilirsin? O devleti rehbersiz nasıl elde edebilirsin. Hazine evi odur (rehberdir, mürşittir), o kapıyı bırakma, her şeyin nuru odur. O güneşi ihmal etme!

7320

Kapısında dilenci gibi yalvar, tâ ki o sultanın armağanlarından nasip sahibi olasın. Ona de ki: Ey şah, şahlarla semalarda seyrederken yoldaşını hatırlamaz mısın? Semada şahlarla meclis kurup meleklerle oturup kalkarken “Benim yerde yoldaşım vardı, nerelerde kaldı?” demez misin? Ey iyilik ve ihsan sahibi, benim miskin gönlüme merhamet eyle, sarayına (huzuruna) girmeme müsaade et. Her ne kadar kulluğuna layık değilsem de, beni lütfunla kabul eyle!

7325

Tâ ki huzurundan mahrum olmayayım, visal şarabından üzerime bir damla dök! Eğer bir güneş zerresi veya bir Cemşit’e kul edersen, benim gibi adi bir kimseye, herkese yaydığın nimetlerinle şeref bahşedersin, ben de heybetinin nuruyla aydınlansam, kemaline ne noksan gelir? Yerde, gökte bunun gibi yüz binlerini yapmaya kadirsin!

7330

Kudretinin nihayeti yok. Ey ulu Yezdan, zulümle karışmış olan bu kulunu lütfunla aydınlat! Gerçi senin renksiz, kokusuz (manevi) âleminde güzel yüzlü sayısız kulların vardır. Hepsi de mekânsızlıkta nurunla vardırlar, nurun gibi seninle daimdirler. Lütuf buyur da zemin ehlini de o tarafa götür, tâ ki bu zindanda telef olmasınlar. Hepsini de bu aşağı yerde bırakma, yücelere çık! Kör gözleri tedavi et de görsünler.

7335

Hepsinin görmez gözlerini nurunla görür eyle! Çirkin yüzlerini huri gibi güzelleştir!

(SAYFA 280) Bakırlarımıza bir damla iksir dök de altın olsun. Ey kadir ve Kayyum, toprağa can vererek yer üzerinde şuraya buraya koşturmuyor musun? Dünyada insana ve hayvana akıl ve can verdin, bu lütuf, bu bağış sebebiyle yaşadılar, her biri birçok işlerle meşgul oldular.

7340

Bu lütfu takdir edenler sana şükür ile ibadet etiler. Bu yüzden lütfun onlara daha başka türlü mülk verdi. Öyle mülk ki orada zahmet ve ölüm yoktur. Dağları, bağları daimi (mevsim kaydından azade) meyvelerle doldular. Bunu bilmeyenler, bu lütfu takdir etmeyerek şükretmeyenler de vardır, ey Kerim, onlara da merhamet buyur, lütuf ve kereminle onlara da doğru yolu göster! Ehl-i cehennemi de cennetine getir, hepsini de gönül sırlarına vakıf eyle!

7345

Sınırlı ömürlerini sınırsız kıl, vahdete inansınlar. Damlalarını derya olan varlığına çek, iyi, kötü hepsi bir olsun. Sınırlı hayatın zevkini tattırdığın gibi, ebedi hayatın zevkinden de mahrum etme! Ey gerçek itaatı hak eden, bağış ve cömertlikte benzerin yoktur. Verdiğini geri almak kerem değildir. Bizim hidayet ve dalaletimiz senin elindedir. Varı, yoğu icat eden yalnız sensin!

7350

Ey Kerim! Açtığın kapıyı kapatma, verdiğinden daha ziyadesini ver! Gerçi bu kerem (cenneti iyiye kötüye teşmil etmek) adalete aykırı düşer. Fakat ey adalet sultanı, sen, zulmü adaletten daha iyi bir hâle getirmeye kadirsin. Zalimleri adillerden iyi yapar, hicranı visalden hoş kılarsın. Rahmetini esirgeme, dök! Lütfedip kahırdan, gazaptan geç!

7355

Gerçi her ne yaparsan, yerindedir, fakat öyle adaletten lütuf daha iyidir. İki cihanda en iyi davranışlar, senden kaynaklanır. Çünkü gizli sırları bilensin. Benden sudur eden bu sözler aczimden dolayıdır. Çünkü ilm-i ledünde (esrar-ı gayb) bilgim yok. Sen her ne yaptınsa ve her ne yaparsan yerindedir. İyi, kötü herkesin sığınacağı yer sözündür. Eğer dergâhtan dünya halkına rahmet buyurmanı temenni ettimse,

7360

rahmetini, kudretini düşünerek yaptım. Lütfen dualarımı kabul buyur! Bu mevzunun biteceği yoktur. Ey şah-ı din (Mevlana) gene sana geliyorum: Bu ayrı düşmüş bendeni gör de, hasta gönlüne afiyet bahşeyle! İstemeyip geri dursan da eteğini bırakmam, beni zalim ayrılığınla öldürmekte ne vakte kadar devam edeceksin. Ne istersen yap ki sensiz çarem yoktur. Gönlüm aşkınla pare pare olmuştur.

7365

Cüneyt’le, Bayezit’le sohbet edersin! Onlar gibi, köşede bucakta vuslatına yaklaşmak isteyen yüzlerce kulun var. Sofrandan bize de bir lokma ver ki biz de ihsanına, yiyeceğine nail olalım. Divansız, sancaksız şahlarla yüce âlemlere bizsiz nasıl gidersin? (Bize acımaz mısın?)

(SAYFA 281) Bizsiz, Hak’tan nasıl ders alırsın? Şakirdin değil miyiz? Bize de ders ver! Ey sevgili! Aşkınızın tuzağına düşmüş olan bu avınıza lütfen merhamet buyurun!

7370

Lütfedip o sırrı bilinmeyenin dergâhına bizi de beraber götürün!3

Yokluk, baki ve müebbet varlıktır. Dünyanın varlığı fanidir.

Notlar

  1. Nisa suresi 4/79 Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
  2. A’raf suresi 7/23 Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
  3. Bu arada: 7371’den 7392’ye kadar olan 22 beyit Rumcadır. Buraya alınmamıştır. Bu beyitler ileride tercüme edilebilir ümidiyle kitabın sonunda ek olarak verilmiştir.
Önceki makale
Makale 100
Sonraki makale
Makale 102
Menü