Makale 21

Cenabı Hak buyurdu ki: Ben bu katran gibi siyah deryadan öyle bir inci çıkaracağım ki o nurlu deryada böyle şerefli inci bulunmaz. Bu inci insandır.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Hak Teâlâ Hazretleri zıtlar, adetler, duygular, rüzgâr, hayat, ölüm ve sair renklerden dünyayı yarattığı zaman melekler itiraza başladılar, dediler ki:

“Tüm varlığıyla senin birliğini kabul eden, ibadetinle meşgul olan ve katiyen isyan etmeyen böyle bir âlem varken dünyayı yaratmakta ne fayda vardır? Öyle dünya ki mahlûkları fesat ederler, kan dökerler. İbadetinle meşgul bir cihana karşılık, içinde isyanlar, günahlar işlenecek bir dünyayı yaratmaktaki hikmet ve fayda nedir?

(SAYFA 47) Cenabı Hak buyurdu ki: “İnnî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn”1 (Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.) Ben bu katran gibi siyah deryadan öyle bir inci çıkaracağım ki o nurlu deryada böyle şerefli inci bulunmaz. Bu cevher (inci) insandır.

Bu makale şunu da takdir edecektir:

Ruh, bu sevimsiz dünyaya gelince o hoş cihanı unuttu ve o güzelliklerden hiçbirini hatırlamadı. Şaşırmaya lüzum yok. Bu cihanda bu kadar yıl ömür sürdün, bu yıllar zarfında senden yüz binlerce hâl ortaya çıktı. Bir lahza uykuya varınca hiçbiri hatırında kalır mı? O hâllerden bazılarını sana rüyada haber verseler inanmaz, böyle şey olmaz dersin. Hâlbuki hepsi de olmuştur.

Bir parça uyku bunların hepsini sana unutturur ve inkâr ettirirse, o âlemde de senin böyle binlerce hâlin, zevklerin, düşlerin olduğuna gafletle yıkılan bu dünyanın da onları sana unutturmuş bulunup, hiçbir şey hatırlayamaz oluşuna şaşar mısın? Öyle ki o hâllerden bazıları sana haber verilse inkâr eder, yalandır dersin.


Bu kuyu gibi mecra (dünya), o yüksek rıdvan menziline nispetle mezbele sayılır. Hüda’nın öyle mülkü vardır ki yüz cennet onun yanında yerden bile sayılmaz. Orada ne yaz var, ne kış; ne engin var ne yüksek, ne zıt ne benzer, ne yakın ne uzak, ne yaş ne kuru, ne gam ne mutluluk…

1080

Ölümsüz bir yaşam dünyası… Sonsuz bir vuslat… Sorumluluk da yok. Zahmetsiz hazineler sürekli akar. Orada damla, derya; akıl, can olur. Orada her ne varsa sebepsizdir (her iş aletsiz görülür, elsiz tutulur, ayaksız yürünür). Oranın gözleri uykusuz, aşkları sevgisizdir. Nimetlerinin dudağa, damağa ihtiyacı yok, gece gündüz hep aydınlıktır.

1085

Orada küfür ile dinin de yeri yoktur. Yersiz yanında (Allah yanında) yerin de yeri yoktur. Cenabı Hakk’ın bu dünyayı yaratmasındaki hikmet nedir? Öyle bir mülk varken bununla neden meşgul oldu? Ruh âleminde olanlar hep kayıp idi. Onları dünyaya, bu mavi sema içine doldurdu. Gam, neşe, sıcak, soğuk gibi kusurlardan o âlemi temizleyerek cümlesini getirdi, bu dünyaya yerleştirdi.

O şekerin yerine bu zehri koyunca,

1090

ruh âleminde kayıp ve kusur sayılan şeyler burada avamın gözüne süs ve övünç vasıtaları olarak göründü.

Cenabı Hak ruh-ı gaybiyi çamurla toprak içine (vücud-ı insaniye) koydu ki onu ayıpsız görmek istedi. O ruhu çamurla hemrenk etti, su gibi yumuşakken taş gibi katı oldu. Orada su iken burada taş oldu. Orada haberdar iken burada ahmak oldu.

(SAYFA 48) Damağına acıyı tatlı gösterdi, sandalı gözüne öd gösterdi.

1095

Sayısız zahmetleri rahmet sandı. Kader ona böyle oyunlar oynadı. Onu (ruhu) bu hayal dünyasına öyle bağladı ki eski yerini sevmekten geç, nefret eder oldu. Buradaki hayvan gıdası olan otlar, ona her macerayı unutturdu. O derece ki eski gıdası (ruhani zevkler) ona irin gibi iğrenç görünmeye başladı. Dünyanın değersiz zevkleriyle sermest olarak ezelde vermiş olduğu ahdi unuttu.

1100

Başlangıçtan beri ilişkide bulunduğu arkadaşlarından, aziz dostlarından uzak düşerek burada saplandı kaldı, vücut atını bataklıklar içine sürdü. Bu çamurlar eşeklik yüzünden ona cennet göründü, bu dünyayı o âlemden daha hoş gördü.

“Öyle bir zevk, öyle bir mahmurluk, nasıl olur da hatırdan çıkar.” demeyin bunun dünyada misali vardır. Uykuya vardığınız zaman hatırınızda bir şey kalır mı?

1105

Altmış yıllık hatıraların, bütün müşküllerin hatırından çıkar gider. Öyle ki onlardan, belki yerden gökten bile hatırında bir iz bulamazsın. Şaşırmaya yer yoktur ki o ruh âlemindeki hatıralar da o dostlar, o sonsuz mülk de bu yalan dünyada tamamen unutulur.

Öyle ki onlardan hatıranda zerre bile kalmaz. O rahmet diyarından bir katre bile bulunmaz.

1110

Buna neden hayret etmeli? Farz edelim ki biri bu unuttuğun hatıraları sana rüyanda haber verse başından geçen hikâyelerin, bizzat yaşadığın hayat safhaların sana serap görünür.

Ona dersin ki: “Yalandır, böyle şeyler olmamıştır. Olanlar şu gözümün önünde duranlardan ibarettir. Senin dünyadaki uyanıklığın da gayb âlemine nispetle uykudur. O âlemi unutursan ayıp değil. Aklı olanlar seni bu hususta mazur görürler. Çünkü yakinen bilirler ki bu uyanıklık, gaflet uyukusudur.”

1115

Aynı uyanıklık ve hatırat, dedikodular uyku gibi değil midir? Aksi de böyledir. Hazreti Ali buyurmuştur ki: “İnsanlar uykuda bulunuyorlar, ham (gafil) olanlar ölmedikçe uyanamazlar.” Yakinen bil ki ölüm, uyanmaktır. Büsbütün kendinden geçmek, unutmaktır. Haydi, öl ki sultan olasın, mutluluklar üzerinde ebedi şerefli olasın. Benimle ilimden, bilgelikten soyunduğun zaman arkadaş olabilirsin.

1120

Bu yolun yolcuları başsız ve ayaksız olarak gitmektedirler. Bu yolda baş ve ayak bile insana ayak bağı olur. Eğer erkek arslansan, bağlarını kopar, yaş ve kuru çöllerin dışına çık! Arslanların ormanı (yeri) yönsüzün tarafıdır. Canıyla (kendiyle) sınırlı olanın orada işi yoktur. Bu benliği top gibi fırlatmadıkça bu söylenen sözlerden zevk alamazsın!

Kendinle olmak (kendinden geçmemek) Hüda’nın gözünde şirk sayılır. Seni bu çirkeften kendinden geçenler temizler.

1125

Benlik kirdir, lekedir. Hakk’ın nuru temizliktir. Kirden (şirkten) kurtulursan nur olursun!

(SAYFA 49) Senin varlığın, Allah ile senin aranda perdedir. Bu perdeyi yırtacak, aşktır. Ey oğul, perdeleri aşk yırtar. Âşık olunca sana kapılar açılır. Kapı nedir ki! Aşk evini sahra kadar genişletir, varlık dağını kökünden söker atar. Eğer aşk atına binersen, küfürden, dinden, zühtten, fısktan her şeyden geçersin.

1130

Renk, koku kaydı olmadan, arayıp taramak ihtiyacı duymadan, kanatsız olarak mekânsızın tarafına uçarsın. Arayıp sormak, aşkın vazifesidir, senin değil. Aşk ile yürüyenlerin âdeti budur. Eğer seni benliğinden soyutlayarak arşa kadar götürürse, seni bu fani dünyanın kavgasından kurtarır. Aşk geldikten sonra git, rahatına bak! O senin hesabına düşmanlarınla cenkleşir.

O, yılan gibi müthiş düşman olan nefsin ki ezelden beri kanına susamıştır,

1135

onunla aşksız cihada girişirsen, hilesinden kesinlikle kurtulamazsın. Çünkü aşk gibi bir mürşit olamaz. Aşk bağına tutkun olana ne mutlu! Bunu bırak da varlıktaki hikmeti anlat! Tâ ki her yol arayan, yolunu bulsun. Varlığın sırrı budur ki Vahid olan Allah, evvela her şeyden gizliydi. Bize kendini bildirmek, görmeyen gözleri görür etmek istedi.

1140

Cihan halkının gözünden bir define gibi gizli iken kendini gün gibi aşikâr etmek istedi. Çünkü mevcut olmayanların, Sani’-i Hakk’ı görmelerine imkân yoktur. Bundan dolayı yoklukları kudretiyle var etti. Sonra o varlıkta yükseklik ve enginlikler yarattı, laciverdî sema üzerinde aydan, güneşten yüz türlü nakışlar vücuda getirdi, gökleri direksiz olarak durdurdu.

1145

Üzerine sayısız yıldızlarla nakışlar, resimler yaptı, onları bölümlere ayırdı. Her birine başka bir iş, başka bir vazife verdi. Kimi mutluluğa, kimi uğursuzluğa delalet etti. Bu dünyayı bir döşek gibi döşedi. Dünya üzerinde de hadsiz hesapsız sanatlar gösterdi. Yerin altından altın, gümüş gibi türlü madenler peyda etti. Yeryüzünün her tarafına kazıklar gibi çakılmış dağlar yarattı.

1150

Bu kazıklarla sağlamlık bahşetsin de kıyamete kadar kalsın diye. 

Mücevherler ve sultanlara layık incilerle dolu, sınırsız, kenarsız deryalar yarattı. Yılanlar, balıklar ve kuşlar gibi hadsiz hesapsız yaratıklar var etti. Denizdeki yaratıkların sonu yoktur. İnsanlara onlardan pek azı malum olabilmiştir. Güzellik için bağlar, bostanlar, gülistanlar meydana getirdi.

1155

Sayısız bahçeler, çimenler, saf ve berrak çeşmeler, çaylar akıttı. Güzel yüzlü, ay benizli sevgililer ki her biri sütüne bal, şeker katar. Daha yüz binlerce mahlûk yarattı ki kimi itaatkâr, kimi asi…

(SAYFA 50) Kimi güzel, kimi çirkin, kimi âlim, kimi cahil. Sayısız hayvanlar, uçar kuşlar… Bütün bunların var edilmesi, Hakk’ın eserlerini seyredip ona sadakatle kulluk etsinler,

1160

eserlerine hayret ve şaşkınlıkla baksınlar, cümlesi de onun emrine kusursuz bağlılık göstersinler, bu çamurla sudan yapılmış kalıp içinde Hak Teâlâ’yı canıgönülden zikretsinler, yerin göğün bütün zerreleri onu dilsiz olarak açıkça tespih eylesinler, iyi kötü bütün âlemlerin halkı hayat hâlinde de memat hâlinde de ona kulluk etsinler diyeydi. Eğer bu topraklık direksiz dünya olmasaydı kulların kulluğu nasıl bilinecekti.

1165

İşte Cenabı Hak cihanı yarattıktan sonra bilindi. Birden bire ortaya çıktı. Nihayet melekler hayran oldular, yaptıkları işten utandılar. Çünkü bunlar mani olmak istemişlerdi, Cenabı Hak ebedi felek üzerinden seslendiği zaman, “Ben şöyle bir mahlûk yaratacağım, benim, bilgisiyle herkesten ayrı tuttuğum şey, size de malum olsun”. Hepsi de dediler ki: “Ya Rabbi! Bunu yapma ve bize böyle bir telkinde bulunma!”

1170

Bu eğri büğrü dünyada topraktan yaratmak istediğin mahlûklar, muhakkak isyan ederler. Nimete nankör olurlar. Mayaları düşük olduğundan yeryüzünde bir takım fesatlar meydana getirirler. Böyleleri fasık ve kan dökücü olurlar, hakları olmadığı hâlde birbirlerinin malını çalarlar. Hâlbuki biz sana kulluk ederiz, günah işlemeyiz.

1175

Sağ olduğumuz müddetçe kulluk yolunda yaya olarak koşarız. Bizim gibi kulların varken lütuf ve ihsanından habersiz yaratıklar meydana getirmek nihayetsiz adaletine yakışır mı? Nimetlerinin kudretini bilmezler, şükrünü ifa etmezler. Nankörlük ederek emirlerini tutmazlar. Cenabı Hak, işine karıştıklarına bakmayarak lütfundan onlara cevap verdi.

1180

 “Olacak işleri ben bilirim, bilmediğiniz şeye karışmayınız! Benim yakinen bildiğimi siz bilmezsiniz, dilinizi tutun da bekleyin! Benim ilmim sonsuzdur. Sizin ilminizin ona nispeti, Süha yıldızının göklere nispeti gibidir. Semada Süha gibi yüz binlerce yıldız var. Benim ilmimin yanında sizinki ne oluyor ki? Nihayette ben bu toprak dünyasından öyle insanlar çıkaracağım ki din hususunda size üstün gelecekler.

1185

Onların nuru inciler saçar. Öyle inciler ki güzellikte eşi benzeri olmaz. Sözleri sizin sözlerinizden daha iyi, hâlleri sizinkilerden daha üstündür.” dedi. Cenabı Hak Âdem aleyhisselamı bir an içinde topraktan yarattı, baştan ayağa kadar şeklini tamamladı.

Sudan topraktan yarattığı mahlûkun vücudunu düzenledikten sonra ona ruhundan üfledi. Doğruldu, kalktı.

(SAYFA 51) Uzun ve uyumlu boyunu süsledi. Uyumuştu. Uyandı, kalkmak istedi, kalktı.

1190

Cenabı Hak kendi ilmini ona ihsan etti, yüzünde, yanaklarında Hakk’ın nuru parladı. Onu yerde gökte halife yaptı, bütün eşyayı ona talim eyledi. Sonra meleklere nida geldi ki: “Durmayın, onun huzuruna gelin, secde edin!” O demde melekler secdeye vardılar, İblis kibirlendi, secde etmedi çünkü gönlü şüpheyle dolu idi. Hak Teâlâ o gazabıyla sordu “Sen niçin secde etmedin de sapıklıkta kaldın?”

1195

Dedi: “Ya Rabbi! Ben senden başkasına secde etmek istemem. İnadımın sebebi budur. Ben ateşten yaratıldım; o, çamurdan. Nasıl olur da saf ve parlak ateş, toprak gibi bir tortuya secde eder. Zat ve sıfat itibariyle ben ondan üstünüm. Sirkeyi şekere tercih eden bulunur mu?” Cenabı Hak derhâl onu dergâhından kovdu. Çünkü o köpek kibrinden dolayı emre itaat etmedi. Onu lanetle huzurundan uzaklaştırdı. Hakk’ın kahrı o kibri kahretti.

1200

Artık huzur-ı ilahiden kesinlikle kovulduğunu anlayınca Hak Teâlâ ile sözle mücadeleye başladı. Dedi ki: “Mademki beni onun yüzünden semadan zemine sürdün, ben de onun evlatlarından intikamımı alırım, mahrumiyet kılıcı ile hepsini öldürürüm.

Eşkıya olur yollarını keserim, kadın olsun erkek olsun hepsini yoldan çıkarır, kanlarını içerim. Ya Rabbi! Bana kıyamete kadar mühlet ver. Ben onların yolunu keser, sapıklığın dibine atarım.

1205

Cümlesini kârsız, sermayesiz bırakırım, cehennemden onlara tac ve ziynet yaparım. Kadın, erkek hepsini cehenneme odun ederim. Süslenmiş bir kinle onları karşılarım. Onun nesline daha bunların yüz misli kötülük yaparım. Çünkü onun yüzünden bu kuyuya düştüm, yolumu şaşırdım. Fakat has kullarından bana nasip yoktur.

1210

Belki onlardan, kavgada kurdun arslandan kaçtığı gibi kaçarım.” Cenabı Hak buyurdu “Git! Sana uzun mühlet verdim. Nereyi istersen oralara koş, gez! Kullarımdan her kim senin hilene aldanırsa (sana tâbi olursa) kıyamet gününde cehennemde seninle beraber yanacaktır.

Yüce melekler o acaip yaratığı yaratıkların en üstünü kabul ettikten sonra, Hak Teâlâ Hazretleri o bir avuç toprağa baht verdi, mülk verdi, saltanat verdi.

1215

Melekler ona secde ettiler. Hak Teâlâ Hazretleri bir avuç toprağı can mülküne ulaştırdı, nihayet yerde, gökte padişah kıldı.

O melek ki (İblis) meleklerin önderiydi, o da inat ve büyüklenmesi yüzünden makamı göklerde iken onun şüphe ve küfrünü yakinen bilen Allah, onu da Âdem için gökten yere indirdi. Önce, rütbece engin sayılan bir avuç toprağı ona üstün tutarak, o toprağın üzerine kudret deryasından inciler saçtı. İlahi kudret meleklerin yanında böylelikle bir kat daha ortaya çıktı. Her birinin gayret ve imanı arttı. (SAYFA 52)

1220

Meleklere gizlenen sır, meydana çıktı, nihayet cümlesi de onu aşikâr olarak gördüler. İşte Cenabı Hak gizli iken, bu yaratış sebebiyle aşikâr oldu. Bu yaratışta daha yüz binlerce sır ve hikmet vardır ki söylesem kıyamete kadar bitmez.

Bu kadarını kabul et, yeter! Bu açıklamadan tekrar esasa, bu kadar ruhun, mekânsızlıktan niçin geldikleri sorusuna geri dönüyorum.

1225

O ruhları buraya göndermekteki hikmet neydi? Yukarıdan aşağıya niçin indiler? Eğer anlamak üzere kulak verirsen söyleyeyim. Ki böylece bu açıklamadan senin tasdikin kuvvetlensin. “İhbitu” emri geldi ki: “Ey ruhlar! Bu köşklerden bu saraylardan yeryüzüne inin! Bir müddet yeryüzünde kalın, orada kuşlar gibi yuva yapın, oturun! Böyle saraylardan o zindana girin, böyle bir dergâhtan o samanlığa gidin!

1230

Orada bir müddet ibadet ve taatle meşgul olduktan ve uğursuz nefsin kökünü kazıdıktan sonra orada yeniden kanat bularak son bir uçuşla bizden tarafa gelin!” Orada ruhlar, ev içindeki taneler gibiydiler. Buraya geldiler ki her biri yüz olsun.

Yüz nedir? Belki hadsiz hesapsız artsın. Bu cesetler yaratılmadan evvel ruhlar, madenlerinde gizlenen altın gibiydiler.

Notlar

  1. Bakara suresi 2/30 Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.
Önceki makale
Makale 20
Sonraki makale
Makale 22
Menü