Makale 27

Hikmeti ehlinden gayrıya verme ki ona zulüm etmiş olursunuz. Ehli olanlardan da men etmeyin ki onlara (ehil olanlara) zulüm edersiniz.

Bu makalede “Lâ tu’tu’l-hikmete gayra ehlihâ fetazlimûhâ ve lâ temneûhâ an ehlihâ fe tazlimûhum” hadisi şerifi açıklanacaktır.

Meali şerif: Hikmeti ehlinden gayrıya verme ki ona (hikmete) zulüm etmiş olursunuz. (Yazık olur.) Ehli olanlardan da men etmeyin ki onlara (ehil olanlara) zulüm edersiniz. Hikmet, hakime fayda verir ki onun “çeldiricisidir”. Çünkü “El-hikmetü dalletun küllü hikem” buyrulmuştur. Hikmet, sahibi olmayanı yoldan çıkarır. Gönül ehli olan hâkimin, hükmünün açıklaması fayda verir. Çünkü söz, o sözü söyleyen insanın parçasıdır.

Eğer söz söyleyen yapıcıysa onun parçası olan söz de dinleyenlerde yapıcı etki gösterir. Gönül ehli olmayan böyle değildir. Cismani olanların sözü su ile toprakta hapsedilmiştir. O söz kime telkin edilirse onu da su ile toprağa hapseder. Mesela: Bir adamın ağzında (misk) olsa, o kimse sarımsak dese de (sarımsak sözünü söylese de) ağzından misk kokusu çıkar. Bunun aksine olarak ağzında sarımsak bulunsa da (misk) dese ağzından çıkacak koku sarımsak kokusudur.

Bu makalede şu mana da değerlendirilecektir ki: Hikmet, ancak ehline fayda verir. Hak Teâlâ Hazretleri Kuranı Kerim’inde Kuran hakkında “yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ1” buyurmuştur. Doğanın lokması doğan için faydalıdır. Serçeye ziyan verir, belki de öldürür. Hikmet de ehline bolluk getirir, ona kuvvet ve gıda olur. Aynı hikmet, ehli olmayan için zaaf ve sıkıntı olur. Ondan daha başka yüz binlerce noksan ortaya çıkmasına neden olur.


Hikmeti daima hakimlere söyle ki ondan zevk ve neşeleri sürekli artsın. Çünkü onu ehlinden men etmek layık değildir.

Çünkü zulüm olur ve bu men yüzünden derdi artar. Bunun gibi, ehil olmayana söylemek de caiz değildir. Söylersen, bu defa da hikmete zulmedersin.

Fakat ey sade dil adam, şunu da iyi bil ki hikmeti takdir eden kimse kusurlu olursa;

1510

onu evliyaullahtan başkası takdir ederse o takdir ruhsuz bir ceset gibi olur (etkili olmaz). O ifade ancak gönül ehlinin ağzına yakışır, herkesin değil. Her adi adamın sözü, cana tesir eden emir olur mu? Hikmet ilmini velilerden dinlemelidir ki onlar görünmeyen simayı perdesiz görmüşlerdir. Hakk’ın yüzü ile arasında örtü olan, nasıl hikmet dersi verebilir? Söylerse, sözü cansız bir cisim olur. Aklı olan onu nerede kabul edecek.

1515

Okuyup üfürmek, Cenabı İsa’nın dudaklarından çıkarsa etkili olur, ölüleri diriltir. O duayı başkası okursa tesirsiz kalır.

Ondan hayır bekleme! Bir çocuk Rüstem’in kılıcını çekse onunla bir pehlivanı öldürebilir mi? Hakk’ın ismi şerifi agâh olanların kılıcıdır. Çünkü agâh olan kişi, o dergâhın emini ve mahremidir. O şerefli isim, Hak’tan ne isterse kendisinden esirgenmeyen o dudaktan çıkınca etkili olur.

1520

Hani o Musa’nın eli ki tuttuğu asa, düşmanlarının şerrini defedecek ejderha olsun.

(SAYFA 65) Asayı bırakan, Musa’dan başka biri olsa, böyle düşmanının kökünü kazıyabilir mi? Katı taştan saf ve berrak, tatlı su çeşmeleri akıtabilir mi? Ümmetinin salimen geçmesi için deniz üzerinde tozlu topraklı yollar açabilir mi? Münakaşa ve müsabakada o kadar sihirleri yalayıp yutan asa, başka elde böyle bir mucize gösterebilir mi?

1525

Hazreti Muhammet (s.a.v.) gibi bir Peygamber-i Zişan ister ki ayın parçalanması mucizesi gibi bir harika gösterebilsin. Hakk’ın güzel yüzüyle şeref bulmamış bir kimseden Kurân-ı Kerim gibi bir mucize nereden meydana gelecek. O işaretin sırrını açıklamak, insan ve cinden hangisine nasip olur. Yüz binlerce ilim ve hitabet ehli birbirine açıkça eklenseler ve bir an için gözlerini yummasalar, değil Kurân-ı Kerim’i, bir ayetinin benzerini getiremezler.

1530

Her peygamber böyle yamalı hırka ile tek başına bütün cihana harp açtı. Ve harpte galip gelerek âlem halkını emrine itaat ettirdi. Tufan, Hazreti Nuh’un hükmü altında değil miydi? Her an, Cenabı Hak tarafından birçok fetihlerle şereflenmiyor muydu?

Rüzgârla su da Hûd aleyhisselam’ın emrinde idi. Çünkü o da Cenabı Hak’la sohbet şerefine erişmişti. Her peygambere Allah tarafından böyle hadsiz hesabsız lütuflar ihsan buyrulmuştur.

1535

Eğer birer birer açıklasam uzun gider. Sen kalanlarına mana yoluyla ulaş! Tâ ki hepsini bu renk ve koku cihanının arasında göresin. Ey oğul! Söz yolu uzundur. Fakat gözünü açarsan kısalır. Ey oğul, eğer gördüklerini, onları görmeyene anlatmak istersen, uzun boylu açıklamak lazımdır ki bir miktar olsun anlayabilsin!

1540

Fakat o da bu anlatacağın şeyleri tek bakışta görebilirse başka şeye ihtiyaç kalmaz. Çok söz ve uzun boylu açıklama, baş ağrıtır.

Ondan sonra aklını başına al! Fakat bu, nadirdir. Herkes bu mertebeye nerede kavuşacak ki sözsüz olarak ona erebilsin.

Bu ilmin (hikmetin) yayıcısı mürşittir. Taliplerinin canı için de güneştir. Âşıkların kolu ve kanadı hikmettir. Onlar can âlemine onunla erişirler.

1545

Evliyayı Kiramın ilimleri katıksız hikmettir. Fakat eşkıyaların kulağı ona karşı sağırdır. Hikmetleri, hakimden başkası nerede anlayacak.

Cennetlik olmayan cennet nimetlerinden yiyemez. Eğer hakim isen, senin hikmetin budur, kesinlikle bil ki arayıp da bulamadığın (çeldiricin) dır. Eğer âşık değilsen bundan nasıl temiz koku duyabilirsin, nasıl melekler gibi felekler üzerinde kanatsız uçabilirsin.

1550

Aşksız kimse hayvandan daha aşağıdır. Çünkü ona nur âleminden rızık verilmemiştir. Hakk’ın nurunu kabul etmedikçe Hakk’ın sırlarına nasıl candan kulak verebilirsin? Eğer sen hikmet ehli olsaydın, gönül aynasını benlik tozundan ve pasından temizlerdin.

(SAYFA 66) Aynada ilginç görüntüleri, arşın, kürsün nakışlarıyla Rabbinin didarını seyrederdin. Zahirde, bâtında senden başka bir şey kalmaz, hayrın bütün âleme erişirdi.

1555

Netice şu oluyor ki hikmet ancak ehline fayda verir, cahile pintiye değil. Ehil olmayanların azgınlığına sebep olur.

Çünkü onlar dinden mahrum ve kısmetsizdirler. Bu hikmet, onları dalalete sevk eder. Her ne kadar dindarlar zümresine hidayet sebebi oluyorsa da şahinlerin yemini serçelere verme ki boğazlarında takılıp kalmasın, ölüm sebebi olmasın, ona can verecek yerde canını almasın.

1560

O, şahinin lokmasını nasıl yutabilir ki onun gibi yüz tanesinin boğazını yırtar. O yem, doğan için uygundur. Çünkü doğan ondan kuvvet bulur, büyüyüp gelişir. Fakat serçe için elverişli değildir. Onun için böyle bir yem, serçeye verilemez.

Öyle değil midir ki Kuranı Kerim her ne kadar birçoklarını hidayete erdiriyorsa da bazılarının da sapkınlığına vesile oluyor. Artık ben sukut edeyim de o esrarı sana, bensiz ve sensiz olarak o söylesin.

1565

O sebeple ki ondan aracısız dinlersen kendinden geçer, aracısız ona ulaşırsın. Ondan sonra senin için tehlike kalmaz.

Her an aklın, görüşün artar, tereddütten kurtulur, Hakk’ı gören olursun, varlığından soyutlanarak can deryasına karışırsın. Hak Teâlâ Hazretleri, ruhların karargâhı olan cennet tarafına sana bir kapı açar. Orada yeni yeni kavuşmaları görür, sonsuzluk içinde sonsuzluğa erer, ömür içinde ömür sürersin.

1570

Oranın nimetleri hadsiz hesapsız olduğu gibi, dünya nimetlerinde görülen zahmetlerden de kurtulmuştur. Irmaklarının kenarında sayısız huriler cilve ve cümbüş ile dolaşırlar. Ne kadar güzel ve iyi şeyler varsa oradadır. O cennete giden can, ne bahtiyardır.

Gecesi, gündüzü yok; zahmeti, mihneti yok. Daimi nimet, ebedi rahat var. O temaşalar, o zevkler yemek, uyumak gibi bağlarla bağlı değildir. O sarhoşluk, o şevk, şarap ve kadehe ihtiyaç duymaz.

1575

Irmaklarının sahillerinde ay parçası gibi çalgıcılar ki (ay ve yıldızlara benzer) çalgılarının perdeleri gönül kapar, cana can katar, çenk ve neylerinin sesleri semaya akseder. Sema dedim ama orada sema yoktur, sesler bile sessizdir. Her güzelliğin ve her iyiliğin aslı cennettir, bu dünya iyilikleri ona nispetle mihnet sayılır. Dünyanın zevki ve güzellikleri saf değildir, dumanla karışıktır.

1580

Saf su, çamurla karıştığı vakit, tiksinmeden içilemez. Su, o güzelliğin, çamur da dünya nakışlarının sembolüdür.

Suyu çamursuz içene ne mutlu! Çünkü o, ebedi cennette baki kalır, Hak Teâlâ Hazretleri onu güzelliğinin şarabıyla doyurur.Can suyu saftır. Ne tortusu var, ne çamuru. Ten tortusundan geç de gönül temizliğini bul! Cennetin güzelliği bahara benzer ki gelişiyle toprak üzerinde yüzlerce nakışlar meydana gelir. (SAYFA 67)

Notlar

  1. Bakara suresi 2/26 Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.
Önceki makale
Makale 26
Sonraki makale
Makale 28
Menü