Makale 28

Bahar; biçimsiz, renksiz, kokusuzdur. Fakat yüzünü bir parlattığı vakit yüz binlerce çeşit renk ve koku meydana gelir.

Bu makalede şu açıklanacaktır:

Bahar; biçimsiz, renksiz, kokusuzdur. Fakat yüzünü bir parlattığı vakit yüz binlerce çeşit renk ve koku meydana gelir. İhtiyar kara toprağı tavus gibi süsler ve genç gösterir. Hak Teâlâ Hazretleri bahardan daha ziyade biçimden, çokluktan arınmış ve temizdir. Şekilden, renkten ve kokudan uzaktır. Bununla beraber bütün şekiller, renkler, kokular onun bağış ve ihsanlarıdır. Maneviyata âşık olmak bu güzel suretler ve renkler aracılığıyla mümkündür. Cenabı Hak “Tefekkürü fi alâillah ve la tefekkürü fi zatihi” buyurmuştur. Meal-i şerifi: (Allah’ın nimetlerini düşünün, zatı için fikir yormayın) o sizin aklınıza sığmaz demektir.

Ancak onun sanatı ve fiilleri hakkında düşünüp akıl yorun ki o sebeple sanatkâra zevk erdirebilesiniz. Nasıl ki bir kimse baharın kendisini (aracısız) seyretmek istese hiçbir güzellik göremez. Fakat bağ ve bahçelerdeki lale ve çimenlere bakarsa baharı ancak o güzelliklerde seyreder ve haz duyar.

Bu makale şunu da ifade edecektir:

Bir sanatkâr ki sanatıyla etten, deriden, kandan ve irinden yarattığı iğrenç bir vücuda öyle güzellikler bahşediyor ki Mecnun gibi Ferhat gibi yüz binlerce insan ona âşık ve o güzelliğin divanesi oluyor. Eğer bu karışım o güzellik ve letafette görünmeseydi, onu seyredenler ne hâle gelirdi, düşünün! Tur Dağı da bir başka örnektir. Taşlardan oluşmuş duygusuz bir katı parçacıklar kütlesi olan bu dağ tecelli-yi sübhaniye mazhar olunca pare pare oldu, zerre zerre dağıldı. “Fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli ”1


1585

Yeryüzü ondan (bahardan) kıyafetler giyer. Bahar gelince gül, lale veya yasemin gibi çeşit çeşit renkler, onların seyrinin sarhoş eden zevki ve keyif ve neşe meclisleri görülür. Bu renkler baharın hararetinden doğar, onun gelişiyle yer iftihar eder. Bu ihtiyar kara toprak, baharın yüz çeşit renk ve kokusuyla gençleşir. Her taraf güzellerle, cezbeden gamzelerle, nakışlar ve renklerle dolar.

1590

O nakışsız, nişansız saf bahar, cihanın cisminde can gibi parlar. Kereminden ona nakışlar bahşeder, cehenneme cennet güzelliği verir. O ki cehenneme böyle güzelik verirse kendi güzelliği acaba nasıldır. Canların baharıda cisme ve cana -bu yer ve gök olmadan- erişiyor. Her cisme, ondan -yönsüz olarak- hesapsız nimetler geliyor.

1595

Ten nakışları onun lütufları sayesinde birer gülistan, bahar gülleri gibi gönülleri çelen bir güzel oluyor. Kaş, göz, yüz ve başın güzelliği el ve ayağın, boy ve posun süs ve inceliği gibi- her varlık ondan (can baharından) bir kaftana kavuşuyor, ihsanından her uzva bir devlet erişiyor, her vücutta birçok nakışlar işliyor. O nakışlar cisimleri yükseltiyor, kıymetlendiriyor. Cisimler o nakışlar sebebiyle güzelleşiyor, incelik ve eşsiz güzellikler elde ediyor (şeklinin tamamı kuşatan bir çekicilik meydana getiriyor). (SAYFA 68)

1600

O derecede ki bu gizli ve güzel çekicilik yüzlerce, yüzbinlerce insanı âşık ediyor. O sevgi uğrunda malını, canını, dinini feda ediyor. Söğüt ağacı gibi bütün yapraklarından (mal ve mülkünden) silkinerek çırılçıplak kalıyor.

Bu kadar güzellikleri doğuran bahar (ve onun temsil ettiği ruh) gizlidir. Onu kimse görmedi. Çünkü bahar da can da zaten bir biçime sahip değildir, onu bütün özelliklerin ötesinde aramalıdır. Can, bu katı cisimlerden gizli olmakla beraber ona eş olmuştur.

1605

Kan, deri, et gibi maddelerin birleşiminden oluşan eşine sürekli lütuflarda bulunarak onu güzelleştiriyor. O kadar ki o güzellikleri gören hayran oluyor, her tarafa yüzlerle akıl, can kendinden geçerek feda oluyor. Ferhat gibi, Mecnun gibi, Vamık ve Ramin gibi yüz binlerce âşık o güzelliklere olan aşk yüzünden canından geçiyor. Gölgesi bu kadar fitneler uyandıran o kutsal güzelliğin kendisi acaba nasıl şeydir? Onun ışığı bu nakşa bu güzelliği verdi, bu yüzden halkın içine yüzlerce ateş düştü.

1610

Onun lütfu çamurla sudan ibaret olan bir cisimde halkın ona bütün malını ve mülkünü feda ettiği böylesi güzellikleri gösterebiliyor. Öyle ki onlar kendilerinden ve âlemden geçerek o sevda uğruna başlarındaki saltanat tacını bile feda ediyorlar. Ya, o gül yüzlü yüzündeki örtüyü kaldırır da perdesiz görünürse, acaba can ve gönül ne hâle gelir. Ey yolu gören! Canın, (ayn-el yakîn) açıkça görme zamanındaki hâlini kıyas ederek anla!

Kaf Dağı kadar büyük olsa erir mahvolur. Ne artmak ister, ne eksilmek. Her şeyden geçer.

1615

La olur, illaya gider; vahdet deryasında Hak gibi tek olur. O buluşma, enbiya ve evliyaya Zü’l-celâl tarafından vasıtasız ulaşmıştır. Öyle bir güzele mahrem, öyle bir esrarla hem dem oldular ki canlarından benlik gitti, ondan başkası kalmadı. Zahir ve bâtında ancak (huve) kaldı. Enbiya ve evliyanın cümlesine de o kavuşma kısmet oldu, cümlesi de vasıtasız sevgiliyle şeref ve mükâfat buldular.

1620

Musa gibi, İsa gibi, Şiblî gibi, Gerhî gibi… Binlerce büyük kişi… Bunlara öyle kavuşmalar ulaştı ki ne hududu var, ne de kenarı. Bil ki manevi cennet o vuslattır, Hak erleri gibi o cennet tarafına yollan! Her güzelliğin asılları o cennettedir.

Burada görülen güzellikler, ondan bulaşık ikincil şeylerdir. Lekesiz güzellik oradadır. Toprak olan can, temiz olan tarafa nasıl gidebilir?

1625

Ey temiz ruh! Bulaşıklıktan temizlen, bulaşıklıklarla mücadeleye giriş! Bir an mücadele ve yorulmadan geri kalma, tâ ki canın bulaşıklıktan uzaklaşsın. Kendini an-be-an ortadan kaldır ki üzüntü ve neşe bağından kurtulasın. Üzüntü ve neşe iki zıt nesnedir ki ikisi de başına birer bela zindanıdır. Bu ikiden geç de bir tarafına doğru yola düş! Tâ ki canın bağından kurtulsun da bir cihana yollansın ki orası zıtlardan, teklerden, ve bütün sıfatlardan uzaktır. (SAYFA 69)

1630

Kendisi her nakşın aslı olduğu hâlde bütün nakışlardan beridir. Ne yaş, ne kuru; acayip bir deryadır. Onun zatı bütün vasıfların üstündedir. Sonuçta bütün eşya ona mağlup olacaktır. Başlangıçta onun zatı birdi. Gene ondan başka ne varsa hep yok olacaktır.

“kullu şey’in hâlikun illâ vecheh”2 (Zat-ı Bari’den başka ne varsa hepsi yok olucudur. (yok olacaktır)

1635

O, zıddı ve benzeri olmayan mutlak bir, bu yapıyı vücuda getirdi ki bu sebeple tekliğini açıklasın, dikenden vahdet gülü bitirsin. Cehennemden cennet çıkarsın, güzel âdetlerin, güzel huyların temelini kursun. Dikenlerden gülşen, gülşenlerden külhanda yanacak dikenler vücuda getirsin. Taştan berrak su akıtsın, sudan sert, ağır mermer taşları peyda etsin.

1640

Şöyle ki: Gündüzün -maharetle- karanlık gece göstersin. Ölüden diri, âlimden cahil çıkarsın. Kudretinin hududu, kenarı yoktur. O kudretin vasfı saymakla bitmez. İyi, kötü oradandır, güzel, çirkin hep ondandır. Ey miskin, bil de sükût et! (İtiraz etme!)

Eğer dersen ki bu işlerde çabanın da hissesi vardır. Cevabımı dinle: “Çaba da ondandır.

1645

Gayret ve gayretsizlik iki şeydir ki biri korumak için, biri yok etmek içindir. Çaban güzel olur da fayda vermezse, bil ki gayretinde kusur var.

Hâl olsun, kâl olsun bütün varlık onun elinde alettir. Gerek insan, gerek hayvan, gerek melekler, yerde gökte ne varsa cümlesini o vücuda getirmiştir. Hepsi de aldıkları vazifeyi yerine getirecek donanımdadır.

1650

Kimi hayra alettir, kimi şerre. Her ikisi de ona nispetle eldeki kalkan gibidir. El, kalkanın altında gizlidir. Kalkan meydanda olduğundan halkın gözü onu görür. Kalkanın hareketi eldendir. Halk, bu yanlış bilgi yüzünden kuş gibi tuzağa düşer.

Körlüklerinden dolayı kendilerini işte görüyorlar. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hepsi böyledir. Aynı yanlış bilgi, yolu görmelerine mani olur. Böyle bilgi yüzünden hepsi de ebleh olmuştur.

1655

Fazl-ı Hüda, insanlar için bir parça katı cisimde yüzlerce neşvü nema meydana getirmektedir.

Notlar

  1. Araf suresi 7/143 Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
  2. Kasas suresi 28/88 Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.
Önceki makale
Makale 27
Sonraki makale
Makale 29
Menü