Makale 33

Hak Teâlâ Hazretleri o cihanı kendi nurundan yarattı. O da Hak gibi baki ve sınırsızdır. O mana ve hikmet ki Âdem’in gelmesiyle açığa çıktı.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Hak Teâlâ Hazretleri o cihanı kendi nurundan yarattı. O da Hak gibi baki ve sınırsızdır. O mana ve hikmet ki Âdem’in gelmesiyle açığa çıktı. Ondan önce hiçbir varlıktan ortaya çıkmadı. Âdem’den önce sahte para ile gerçek para seçilmemişti. Âdem’in varlığı ölçüt oldu İblis gibi sahteyi, melekler gibi gerçek olandan ayırdı. Evvel böyle bir seçim yapılmamıştı. Bunun vasıtası Âdem’in vücuda gelmesi oldu. Böylece ölçüt olma makamı (mihenklik) Âdem’in evlatlarında kıyamete kadar sürekli ve mevcuttur. Sahte para gerçek paradan, mümin kâfirden, iyi kötüden onların varlığıyla seçilir.

Bu makale şu hadisi şerifi de açıklayacaktır: “Lev suvvira’l-aklu leazleme’ş-şemsu fî şuâi nûrihî ve lev suvvira’l-hamâka leedâe’l-leyl ke’ş-şemsi fî mukâbeleti zalâmihî”

Meali şerifi: “Eğer akla suret verilseydi nurunun ışığı yanında güneşin nuru karanlık denecek kadar sönük kalırdı.”

Ahmaklık da tasvir edilseydi, alacağı şekil şu olurdu: “Karanlık gece onun zulmeti karşısında güneş kadar parlak görünürdü.”

(SAYFA 78) Bu makale şunu da ifade edecektir ki:

İnsandaki şehevani zevkler nâridir. Nârın asıl kaynağı cehennemdir. O nâr evliyanın nuruyla söndüğü vakit, ham maddesi elbette aslına dönecektir. “Kullu şeyin yerci’u ilâ aslihî” (Her şey aslına rücu eder).


Cenabı Hak bu sırrı duyurmadı. Onu meydana çıkaran Âdem oldu. Saf suyun dibindeki tortuyu o çıkardı. İblis’e harpsiz, darbsız galip geldi. Onu, tekme vurmadan yedinci kat gökten zemine attı, hakir ve zelil etti. Yükseklerden indi, yerin dibine geçti, lanet, boynuna halka gibi takıldı.

1845

Allah’ın laneti daima ona yakın olsun, onda garip bir sır saklıydı ki söylesem, akıllar divane olur, akıl başsız ve ayaksız kalır. Şu hâlde sahte para ile geçer paranın hükmünü veren Âdem olmuştur ki iyi kötü onun aracılığıyla meydana çıktı. Sahte parayı gerçek paradan ayırdı. Böyle sarrafa kıymet biçilir mi? Çünkü karışık olsun, saf olsun, onun değerlendirmesine bir şey gizli kalmaz.

1850

Bu kadar örtülü ayıbıyla beraber o, meleklere muallim görünüyordu. Meleklerin değerlendirmesine göre onun sahte parası gerçekti, bundan dolayı ona canıgönülden talebe oldular. Hiçbir âlimde o kudret yoktu ki onun çirkin hâllerini anlayıp anlatabilsin.

Bu sahteliği anlayacak, görecek kudret Âdem’den başkasına verilmemişti. Bu nur, Âdem’den miras olarak gelmektedir. Onun varisleri veliler ve sâliklerdir.

1855

Evliyayı kiram böyle bir mirasa kondular. Çünkü bunlar o ahtlerine vefa ettiler. Hepsi “Elest” ahdinin zevkiyle sarhoşturlar.

Her ne kadar baştan aşağıya sustularsa da bu vücutlardan önce onların ruhları o vuslatta “Elest” ahdinde Rahman’ın şarabıyla sarhoş idi. Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki: “Rabbiniz ben değil miyim? İsteklerinizi ben vermiyor muyum? Benim rahmet soframdan yemiyor musunuz? Her istediğinizi benden almıyor musunuz?

1860

Ben deryayım, siz de balıklara benzersiniz, sizinle vasıtasız sohbet etmiyor muyum?” Bu suallere cevapta hepsi “Belâ” dediler. Fakat her ruhun dili başka başka idi. Elbette ki ruhların onayı görünüşte birdi, fakat özde madenler gibi çeşitliydiler. “Belâ”ların kimi bakır gibi kıymetsiz, kimi gümüş gibi nispeten kıymetçe daha yüksekti. Bir kısmı altın gibiydi, diğerlerinden daha mükemmel, bir takımı da derin derya gibi incilerle dolu idi.

1865

Cenabı Hak istedi ki onların sırrı açığa çıksın, kimi aşağıda kalsın, kimi yukarı çıksın. Kimi güzellik ve hoşluk cihanında görünsün kimi de çirkinlik ve küfür ve sapkınlık içinde görünsün. Kiminin nuru güneşi bastırsın, kiminin zulmeti yüzlerce bulut yoğunluğunda görünsün. Öyle zulmet ki gecenin karanlığı onun yanında güneşin yüzünden daha parlak görünür. Cenabı Peygamber cehalet ile akıl hakkında buyurdular ki: “Hiçbir kimse bunların ikisini bir tutmaz.” (SAYFA 79)

1870

Eğer bunları bir sayan varsa, o, eşek demektir. O dergâhtan, o kapıdan uzaktır. Aklın nuru eğer perdesiz olarak görünse, onun yanında güneş karanlık gibi kalır. Cehaletin görüntüsü açığa çıksa, gecenin karanlığı ona nispetle gündüz sayılır. Fakat bunların ikisi de manevidir. Ondan dolayı halkın gözünden saklıdır. Ölüm gelip de bu suret âleminden ayrılarak başsız ve ayaksız yönsüzlük tarafına gittiğin zaman

1875

her ikisinin sureti de sana açıkça görünür. Orada iyi kötü sana gizli bir şey kalmaz. O vakit nuru, nârı görür, gülşenin tadını, dikenin acısını tadarsın. Eğer sen o güneşin nuruysan ona gidersin! Gözlerin güneş gibi, güneşe yönelir. Eğer nârî isen gider, cehennem ateşinde güzelce yerleşirsin! Parçaların sonunda bütüne ulaşır, çünkü oradan geldiler, yine oraya gideceklerdir.

1880

Dünya isteklileri cehennemin mayasındandır, kuşlar gibi, tane için tuzağa düşmüşlerdir. Çünkü dünyanın zevkleri nârîdir, nur ile birleşemez, aralarında zıtlık vardır. Her kimin yâri, ahbabı nâr ise, onu nâr gibi bil ve öyle gör. Bu cehennem ağacı cehennemin parçası olunca, aslıyla birleşip karar etmesi doğaldır. Her kim nârî ise nâra gider, nurî olan da elbette ki nura dahil olur.

1885

Bu bahsin sonu gelmez. Gene biz evvelki ince sözlerimize dönelim. O “Belâ”lar zahirde eşit görünmüşlerdi ama, bâtında çeşitlidirler. Cenabı Hak murat eyledi ki gizli tarafları meydana çıksın, her biri kendi aslına kavuşsun. İlahi buyruk ortaya çıktı ki yere inin! Kalıplarda canlar cemaatiyle irtibat edin! Ey ruhlar! Su ve toprak (anasır) âleminde her biriniz birer yer tutup yerleşin!

1890

Tâ ki “Belâ”ların mahiyeti anlaşılsın! Her ne kadar bizce gün gibi aşikâr ise de. Biz biliyoruz ki o “Belâ”lardan her biri ne niteliktedir, ondan ne gelecektir, ne sonuç ortaya çıkacaktır. Fakat istedim ki onların görüntüsü bütün âlem yaratıklarınca da bilinsin. Semadaki melekler de öğrenmiş olsunlar, insanlar ve cinler yüzlerini tamamen bize döndürsünler. Kudretimin sonsuzluğu bilinsin, akıllar hayran kalsınlar.

1895

Sanatım hakkındaki hayretleri artsın, onları seyretsinler de padişahlık nasıl olurmuş anlasınlar. Acaip sanatımı seyrederek kesin inançları dem-be-dem artsın. Hakkımdaki sadakatleri artınca bu kafes gibi olan dünyadan kurtularak, bir deryaya doğru giderler ki bu cihan ondan bir damla, güneş bir zerredir. Orada hayat içinde hayat bulurlar. Bu renk ve koku cihanından tamamen kurtulurlar. 

1900

Bu dünya da ne! Pişmanlıktan kurtularak lütufla kahırdan, zehirden temizlenirler. Kendilerini kılıçsız olarak boğazlarlarsa (ölmeden önce ölürlerse) dalga gibi deryanın aslından ortaya çıkarlar. (SAYFA 80)

Onların damla gibi kıymetsiz görünen canları o deryada aziz ve makbul olur. Aziz demek de söz mü? O deryaya karışır, deryanın ta kendisi olurlar. Dalga gibi, denizden oluşurlarsa da sen onları deryanın bizzat kendisi bil, deryadan başka bir isim verme!

1905

Burada iyi kötü, aziz değersiz yoktur ki vahdete ikilik sığmaz. Deryadan kopan dalgalar yüz kat yükselse, gene dalga ile derya aynı şeydir. Şaşı olanların gözü biri iki görür. Onlar daima eğri bakar. Doğruyu eğri görür. Çünkü kendi gözü fenadır, nasıl iyi görebilir? Senin de can gözünde şaşılık var. Şaşılığı bırak da bu sırrı anla ki

1910

evliyanın cümlesi bir nurdur, Allah’ın nurudur. Şaşılığı olmayan biri nasıl iki görebilir. Bir suyu, yüz kaba taksim etsen gene bir sudur birkaç su olmaz. Gözü açık ve nurlu olan bir kimse, külhana gülşen diyebilir mi? Şarap içen ve onu iyi seçen bir kimseyi, aynı şarabı çeşitli kaplara koymak suretiyle aldatmak, “Bunlar bir cinsten değildir” dedirtmek mümkün mü?

Önceki makale
Makale 32
Sonraki makale
Makale 34
Menü