Makale 38

Yokluk (adem) iki türlüdür: Biri o ademdir ki onda hiçbir fayda yoktur, mutlak durgunluktur. Diğer bir adem (yokluk) vardır ki yok gibidir.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Yokluk (adem) iki türlüdür: Biri o ademdir ki onda hiçbir fayda yoktur, mutlak durgunluktur. Diğer bir adem (yokluk) vardır ki yok gibidir. Göze görünmez. Manevi varlığa sahiptir. Ruh, akıl, ilim, fazilet gibi ki bütün istekler ve faydalar bu ademden meydana gelir. Çünkü varlığın aslı odur, bütün varlık bu yokluktan (ademden) ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı hakikâtte var olan o yokluktur. Zira bu varlıklar sonunda yok olur, kalmaz. Fakat bu yokluk mevcut ve baki kalır. Nasıl ki insanın ruhundan, aklından birçok işler ve sıfatlar meydana gelir:

Ev yapmak, elbise dokumak vesaire gibi. Ancak bu eserler eskir, harap olur. Lâkin onları vücuda getiren ruh, akıl ve bilgi kalıcıdır. Bu makale şunu da ifade edecektir ki:

Elest âleminde ruhlar, vücutsuz olarak o saf ölümsüzlük suyundan içtiler. Öyle saf ki onun ne rengi, ne de tortusu vardı. “İhbitu” emriyle bu maddi (anasır) âleme geldiler. Burada da az çok hayat ve tazelikler gördüler ki; o ezeli şarabın, o hayat suyunun eseridir. Denizden ayrılmış bir köpük gibi ki ondaki rutubet deryadandır. Şu hâlde bu fani âlemdeki bütün güzellikler de o âlemdeki güzellik ve estetiğin serpintisidir. Altınla yaldızlanmış bir bakır gibi ki üzerindeki altın ödünçtür.

Şimdi ruhlar o saf sudan ayrı düşmüş bulunuyorlar. Fazlaca susuzluktan dolayı rutubetli çamurlar (dünyanın fani ve gam dolu zevkleri) onlara şarap görünüyor. Gerek gâvur gerek müslüman hep o suya isteklidirler. Dünyayı bunun için seviyorlar. Hakikât şudur ki hepsi Hakk’a âşıktır.


(SAYFA 94) O yokluk (adem) ki lütfundan vücut bahşeder. Cesetlere ruhu hediye etti. Âlemin varlığı onun güneşinden bir zerredir, dünya ile ahiret o deryadan bir katredir.

2270

Âlemin sureti o denizin bir köpüğü değerindedir. Köpüğü bırak da deryanın kendisine talip ol ki şereflenesin. Ey yolu gören! Bu adem o ademdir ki enbiya ve resullerin ruhları oradadır. İsa, Musa vesair enbiya-yı izam sana hep orada görünürler. Oraya gel ki yüz binlerce ilginçlik seyredesin. Hepsi de Hakk’ın nurundan ve lütfundan. Cihansız yeni yeni cihanlar göresin ki bu cihan o deryanın yanında bir testi olabilir ancak.

2275

Eğer bu testi o deryadan ıslanmamış olsaydı insanlar ona bakmazlardı bile. Bu testi o denizden bir nem bulduğu için daima o deryadan dem vurur. O, işve ile halkı aldatır, daima Hak tarafından kendi tarafına çekmek ister. Ruhlar için elest deryasında acayip bir gıda vardı. O hayat denizinde her ruha, ölümden uzak bir hayat erişti.

2280

“İhbitu” emriyle buraya geldiklerinde hepsi burada o ırmağın suyuna susadılar. Testi, rutubetiyle ruhları aldattı. Islaklıkla hararetini gidermiş bir kimse gördünüz mü? Hepsi de öyle saf bir derya aşkıyla kendilerinden geçerek rutubete düştüler.

O gafil ruhlar, nemli toprağı susuzluk derdinden şeker gibi yiyorlar. Bu toprak (anasır) cihanı, can kuşunu kendine bağlayan bir tuzak gibidir.

2285

Rutubet tanedir, dünya tuzaktır. Can kuşu da tane zevkiyle o tuzağa tutulmuştur. Yahut dünya güzel bir bakırdır fakat onun güzelliği yüzüne çekilen yaldızdandır. Üzerindeki yaldız onu güzel göstermektedir. Yaldızı sıyrılınca bakır olduğu meydana çıkar.

Âlem halkı altının güzelliğine taliptir, bakırı sevmesi de yüzündeki yaldız içindir. Bil ki bu güzellik, bu halkın üzerinde yansıyan ilahi lütfun nurudur.

2290

Cihan halkının cihana dört elle sarılması, bu ilahi bağış yüzündendir. Hakikâtte ise hepsi de bilmeyerek Hakk’ı arıyorlar.

Her ne kadar zahirde batıl şeylere talip görünüyorlarsa da onlar yaldızlı bakırı halis altın ve tamamen ticaret zannettiler. (Onu bir sarrafa göstermediler). Şeyh (mürşit) sarraftır. O kesin olarak bilir ki bakırdır. Halis altın gibi kıymeti yoktur.

Halka acıdığından dolayı der ki: “Aldanmayın, bu sahtedir. Bir pul kadar bile değeri yoktur.

2295

Yüzündeki altın iğretidir. Bu altın, şüphesiz onun üzerinden silinecektir. Halis altını itaatlerden alın ki sonunda onlardan faydalanabilesiniz. Hevaya uymak yüzünden gelen o zevk, o hoşluk yaldızlı sahte paradır. Sana yemekten, uyumaktan gelen zevkler, tümü hayvanidir. O hâllerden sıyrılmaya bak! Namazdan gelen veya dua ve niyaz tarafından yüz gösteren o zevki talep et.

2300

Öyle zevk ve öyle hoşluk ortaya çıkar ki (SAYFA 95) eğer sana uçmak için kol kanat lazımsa o zevk ve hoşluktan feyiz al! Gerçi itaatlerde aracıdır çünkü onların da ebedilikle bağı vardır. Nihayet o vasıtadan da geçersin, namaz ve zikre gerek kalmadan ondan sarhoş olursun! Sana namaz, zikir ve tespih gibi ibadetlerden bir takım hâller ulaşır.

2305

Sonunda sen hâlin kendisi olursun, o hâlleri aracısız ortaya çıkarırsın. Nihayet cihana reis; âşıklara, taliplere rehber olursun.

Tarikatta üç hâlet vardır. Ey yoldaş bunun ayrıntısını benden dinle!

Önceki makale
Makale 37
Sonraki makale
Makale 39
Menü