Makale 40

Faydasız sözler Hak eri için örtüdür, sıkıntıdır. Susmanın yüz binlerce üstünlüğü ve kârı ve sonsuz cihanı vardır (cihanlar değerindedir).

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Faydasız sözler Hak eri için örtüdür, sıkıntıdır. Susmanın yüz binlerce üstünlüğü ve kârı ve sonsuz cihanı vardır (cihanlar değerindedir). Peygamberimizin zevk ve rahatı sükûtta (susmakta) idi. Dedikoduyu sevmez ve istemezdi. Cenabı İzzet geldi ki: “Söyle! Her ne kadar sana zahmetli olacaksa da. Çünkü halk senin sözlerinden hayat kazanır, ilim hazinesine kavuşur.”

Bundan anlaşılır ki söylemekten daha fazla susmaktan zevk alan kimse bilsin ki Merdan-ı Hüda’dan nasip almıştır. Nitekim Cenabı Mevlana buyurmuşlardır:

Herkes heves-i suhan-furûşî dared
Men bende-i ânem ki hamûşî dâned

Meali: Herkes söz satmak (beğendirmek) hevesindedir. Ben, sükûtu sevenin (Allah’ın ve peygamberin) kuluyum.


Ey dedikodu düşkünleri, uyanın, nasihat dinleyin ve ona talip olun. Batıl sözlere karşı kulağınızı tıkayın, gözlerinizden görme yetisini atın! Pamuk, ser (baş) kulağı içindir. Sır kulağını tıkayıp da ikisini birden sağır etmeyin!

2435

Hissiz (gözsüz), kulaksız, şuursuz olun ki “ircii”1 hitabını duyabilesiniz. Uyanıklık hâlindeki dedikodudan uzaklaşmadıkça uyku hâlindeki sohbetten koku alamazsın. Bizim söz ve fiilimiz dıştaki sırdır. (İçteki) Bâtıni sır, belirtisizdir (his ile anlaşılamaz).

(SAYFA 100) Zahiri (cismani) seyir, kurunun kuru üzerine düşmesidir (iz bırakmaz, bir şey bulaşmaz). Ruhani seyir, deryaya dalmak gibidir. Ömür kuru yollarda geçti, dağda, bayırda, çölde (kuru hevesler uğrunda)…

2440

Sen ebedi hayat suyunu nerede bulacak, deniz dalgalarını nasıl yaracaksın? (Ne haddin?) Haki (dünyevî) dalgalar bizim vehmimiz, düşüncelerimiz, fikrimizdir. Abi (uhrevî) dalgalarsa, mahv (yok olma), sekr (sarhoşluk) ve faniliktir (ölüm-geçicilik). Bu sekr içinde bulundukça ondan uzaksın! O sekre dalınca da bundan nefret edersin. Didar-ı Hakk’a mum olan kimsenin ilme, derse ihtiyacı kalmaz. Söz, kör yolcular içindir, ahmaklara akıl öğretmek içindir.

2445

Âlim ve akıllı kimse sözü bırakır, hatırından ilminden başkasını çıkarır. Bilmediğin kimselerin evlerini bilenlerden sormaz mısın? Nasıldır? Ne biçimdedir? Yüksekliği ne kadardır? Daima onun özelliklerinden sorarsın ve bu sözlerden doymaz usanmazsın. Sonra o eve geldiğin zaman onun vasıfları sana açıkça görünür (derhâl tanırsın).

2450

Gördükten sonra da artık o ev hakkında bir şey sormaya lüzum görmezsin. Çünkü her tarafını açıkça görüyorsun. Bundan sonra söz yerine göz geçer. Bunu candan dinle ve anla! O sevgiliye ulaşıncaya kadar onu bulmak üzere çok sualler sormuştun.

Onunla şereflendikten sonra bu sözlere lüzum kalır mı? Hazreti Musa’nın şerefli sayfaları bundan dolayı çoktu. Çünkü o, Hazreti Muhammet (s.a.v.) gibi sevgilinin yüzüne kavuşmamıştı. Bu sahifeleri altmış deve taşırdı. Çünkü o, didar nurundan perdeliydi.

2455

Hazreti Muhammet’in (s.a.v.) kitabı (mushaf-ı şerif) bundan dolayı kısaltılmıştı ki o Didâr-ı İlahi ile şereflenmişti. O derece kısaltılmıştır ki onu herkes hamail gibi üzerinde taşıyabilir.

Asıl olan sevgilinin yüzüdür. Söz ise asıl olan o yüzün bir neticesidir. Görmek, kabuklu yemişin içi, söz ise kabuğu gibidir. İç, kabuktan kurtulduktan sonra kabuğa lüzum kalmadı diyerek atarlar. Kabuk, iç için lazım ve ondan dolayı kıymetlidir. Yoksa içsiz kabuk bir pula bile değmez.

2460

Önceleri kabuk o içi saklarsa da iç yetişip olgunlaşınca kabuğun, içe perde olmaktan başka işi kalmaz. Artık onun içe örtü olması, birlikte bulunması hoş görülmez. Cevizin içi yetişip de olgunlaştı mı, gayrı onun üzerinde o kabuğun bulunması lüzumsuzdur.

Kabuğu içten ayırmalıdır ki iç gitsin, bal ile karışsın. Daima tatlıya eş olsun. Ondan sonra orada kabuğun yeri kalmaz.

2465

Kabuğun yeri kapı dışında, için yeri de şeker içindedir. Söz kabuktur, surettir. Mana anlaşıldıktan sonra surete (söze) lüzum kalmaz.

(SAYFA 101) Cana karşılık tenin yeri ne olabilir? Can (ruh, akıl) su, ten de su testisidir. Testi su için alınır ve taşınır susuzlar onunla su içsin diye. Testide içecek su bulunmazsa onu taşımak cana ve gönle azap olur.

2470

Söz de böyledir. Hem sıkıntıdır, hem baş ağrısı. Mana ve istenileni belirtebilme açısından değerlidir. Yoksa sence bilinen bir hâli anlatmak isteseler, dinlemek bile istemezsin. Sana ağır bir yük gibi gelir. Bildiğin şeyler hakkında söylenen sözlerden hiçbiri kulağına girmez. Ona dersin ki artık kafa patlattığın yeter, sus! Ne söylenip duruyorsun, sende hiç akıl yok mu? Ben onları senden iyi biliyorum. Niçin anlatacağım diye sözü uzatırsın?

2475

Sesler ve kelimeler, mana anlatmak için söylenir. Boş yere gevezelik etmek için değil. Sakın, diğer mahrumlar gibi sen de böyle bir hazineden nasipsiz kalmayasın. Efendi! Bu sözü kabul et ve iyi sakla! Aklı ermez çocuklar gibi ne vakte kadar kuyuya düşeceksin. Bazen pişman, bazen de perişan olarak elini dişlersin! Bu talep uğrunda canını harca. Harca deyince, başkalarına yapılan bağışlar anlaşılmasın! Bu harcama, kendine yapacağın bağıştır.

2480

Bu bağış her şeyi kapsar, başkasına yapılanlar parçadır. Bütüne sahip olan bütün olur. Bu söz bütündür. Eğer sen gül isen dikeni bırakır, gülşene gidersin. Dostu görmek için göz lazımdır. Her kabukta iyi iç bulunmaz. Sarhoşluk içinde kendimi kaybettim. Benden, ağıza sığmayacak sözleri dinle! Her kim Hak içinse, Hak da onun içindir. İki bir olduktan sonra artık bire iki deme!

2485

Bundan dolayı Cenabı Peygamber efendimiz “Men kâne lilâhi kânellâhu lehu” buyurmuştur. (Tercümesi bundan evvelki satırdadır).

“Ene’l Hak” sırrının sırrı budur. Kendinden külliyyen geç de bunu gör, çünkü bu sırra ne akıl mahremdir, ne de kulak. Bu badeden dudaksız, damaksız, kadehsiz olarak iç! Git, kendiliğinden öl ki ebedi olasın, zahiren ve bâtınen diri olasın.

Ey iyi insan! Hak yolu budur. Canıgönülden yüzünü ondan tarafa çevir!

2490

Ondan başka isteğin kalmasın! Sevgilin, aşığın yalnız o olsun. Ondan bir nefes gaflet ederek başka şeylerle meşgul olma!

Gece gündüz onu candan telep et. Nasıl ki aç olan kimse ekmek kaydındadır, susuz kimse oradan buradan (yana yana) su arar.

Ekmek aşkı, seni candan coşturur ve sana hiçbir şey düşündürmezse, ey ekmeğe, suya sabredemeyen insan! Hallak-ı Cihan’ın ayrılığına nasıl dayanırsın?

2495

Ey bu iki şeyin yokluğuna katlanamayan! Buna tahammül eden o cana yazıklar olsun. Ey bedenin gıdasına sabredemeyen!

Allah’ın güzelliğine, ayrılığına nasıl sabredersin? Ey hayvan gibi cismin gıdası için yolunup böğüren! Ruhun gıdasını niçin candan talep etmezsin? Hayvan değilsen, niçin böyle dünya gamıyla dolusun da din işlerinden uzaksın?

(SAYFA 102) Bir mucize olmadıkça, bu hâl ile sen, rızıklandırana giden doğru bir yol bulamazsın.

2500

Bu talebin, onun yüz katı olması gerekir, gece gündüz aklını, zihnini meşgul etsin! Hakk’ın aşkıyla sürekli kararsız olmalısın. Yemek, uyku sana külliyyen haram olmalıydı. Aşk-ı Hak’tan başkasında ne varsa hepsi yok olacak. İşte sen ancak o vakit rabbanî olursun. Bundan sonra kendini tepeden tırnağa kadar can bil! Çünkü vücudun dinin nuruyla dolmuştur.

Notlar

  1. Fecr suresi 89/27-28 “(Allah, şöyle der:) Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
Önceki makale
Makale 39
Sonraki makale
Makale 41
Menü