Makale 41

İnsan Hak aşkında kaybolduktan ve Hak’tan gayrısından temizlendikten sonra, artık onun cismine cisim deme! Her ne kadar cisim görünüyorsa da…

Bu makalede şu açıklanacaktır:

İnsan Hak aşkında kaybolduktan ve Hak’tan gayrısından temizlendikten sonra, artık onun cismine cisim deme! Her ne kadar cisim görünüyorsa da… Çünkü ruh cisme galip (hâkim) olmuştur. Mağlup olan cisim de can hükmüne girmiştir. Çünkü “El-hüküm li’l-galib; hüküm galibedir” denilmiştir. Mesela bir paranın gümüşü galip olursa tamamı halis gümüş sayılır. Görmez misiniz tuzlaya ölü bir hayvan düşse bir müddet sonra tuza dönüşerek temizleniyor? Kendisi bir yaratılmış olan tuzla, içine düşen şeyleri tuza dönüştürürse, Halik Teâlâ Hazretlerinin aşk deryasına gark olan kimse, neden Hakk’ın nuruna dönüşmesin?

Bu makalede şu da ifade edilecektir: “Fakr (yokluk) açıklamalara sığmaz ve anlatmayla anlaşılmaz. Şu kadar ki fakra dair söylenen sözlerden kişide yönelim ve gayret ortaya çıkar.” Nasıl ki ermiş şeyhler demişlerdir: “Men lem yezuk lem yarif ” tatmayan bilmez.

Büyük bir deryayı bir incinin deliğinden seyretmeye imkân var mı? Belki açıklamaların bizzat kendisi de fakrın perdelerindendir.

Cenabı Mevlana efendimiz buyurmuşlardır:

Suhan ki ez can hized zi can hicab koned
Zi coher-i leb-i derya zeban hicab koned
Beyan-ı hikmet eğerci şigerf meşaleist
Zi afitab-ı hakaik beyan hicab koned1

Tuzlaya (tuz gölüne) düşen bir eşek ölüsü, bir müddet sonra tuza dönüşerek pislikten kurtulur.

2505

O leş ki tuza düştü, baştanbaşa tuz oldu. Onda kirin eseri kalmaz. AllahuTeâlâ Hazretlerinin küçücük bir eseri olan tuzla bunu yaparsa, o tuzlayı yaratanın kudret ve kuvvetinin nasıl olması gerektiğini iyi düşün. Şüphe yok ki daha yüksektir. Diken parçasından gül doğarsa, acaba gülden neler meydana gelir, düşün! Eğer sana bu hâlden ve bu sözlerden şüphe geliyorsa, bil ki ruhun sapıklığa batmıştır.

2510

Kimsenin kulağı bundan iyi söz duymamıştır. Bu, ne dile sığar, ne ifadeye. Yeryüzü kâğıt, ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa bunlar tükenir de, gene o tükenmez.2 Hakk’ın sırrı söze nasıl sığabilir?

(SAYFA 103) Sırrın yeri gönüllerdir ki başı sonu yoktur. Fayda ve zarardan, iyi ve kötüden üstündür. Saf, tortu; züht, fısk gibi şeylerden hariçtir. Aşk tohumu oraya ekilmiştir.

2515

Her nereye düşerse aynı neticeyi verir. Kâr odur, ondan başkası sıkıntı ve yüktür. O (aşk) ister zühtten kaynaklansın ister fısktan. Aşka bağlanmakla kıymeti artmıştır. Aşkın cemali olmayan İslam, onun ihsanı olmayan nimet küfürdür. Sözün özü, her kim ona talip olduysa ondan gözünü bir an bile ayıramaz. Âlemde ondan başka bir şey, ona gaye olamaz. O huzurdan başka mabet aramaz.

2520

Gece olunca bundan ağzımı yumarım, yarına kadar onu sineme gömer, saklarım. Gerçi Aşk-ı Hüda ile benim üzerimden yüzlerce yarın, belki de yüzlerce asır geçse bir incelikli sözü net olarak açıklamak mümkün olmaz. Çünkü din şerhinin sonu yok. Meğerki bu sırrın şerhini dedikodusuz olarak kendi canının içinde arayasın. Bu dil, o hüsnün vasfında kusurludur. O hüsnü ancak kendi anlar.

2525

Haydi, iyi bir göz sahibi olmaya çalış ki onun eşsiz güzelliğini görebilesin. Her ne kadar bizim yüzümüz görünürdedir demişse de, gözün yanında söz uzaklarda kalır. Sudan, topraktan yaratılan insanın suretinde (cisminde) gönül nuru yoktur. Onun asıl niteliğine dair kimse bir şey bilmiyor, gerçi birçok vasıflandırmalar, tarifler yapılmıştır.

Fakat yüzünü görmedikçe anlatımıyla yetinilmiyor, ceset vücuttan ayrılmıyor.

2530

Acaba o tanımlanan nasıldır, diyerek onu görmek hevesi bir türlü dinmiyor. Yokluk bilmeyenin güzelliği o kadar mükemmel ki mükemmellikte benzeri yoktur. Böyle tanımlamalarla onu görmek yahut gene zatını anlamak nasıl mümkün olur? Ey hazır yemek arayan bu ham yiyecekten geç ki o, sözle anlaşılamaz. Dünyanın binası kurulalı hâl böyledir; peygamberler, resuller, veliler,

2535

hepsi de Hüda’yı tanımlamaya, muhtelif şekillerde dile getirmeye çalıştılar. Gene de dünyanın son gününe kadar o Zat-ı Zülcelâlin tanımlanma çabasından geri kalmayacaklardır. Buna rağmen o, hiçbir sözden anlaşılamadı ve anlaşılamaz. Öyleyse sözü bırak da can gözünü aç!

Allah’tan, kendini görecek bir göz iste! O, o gözden başkasına yüzünü göstermez. Eğer senin gözünde nur olmazsa, güneşin nurunu nasıl görebilirsin?

2540

İçin ilim ile dolu olsa, yine de nurlu bir göze sahip olmadıkça güneşi görebilir misin? Yahut yolunu doğrultmak üzere güneşin nurundan faydalanabilir misin? Nuru görmek, karanlığı aydınlıktan seçebilmek için göz lazım (sende bulunmayan bir şeyden nasıl harcama yapabilirsin?). Eğer sende şehvetle şevk olmasaydı, bu iki zevki nereden anlayacaktın? (SAYFA 104)

2545

Derununda ilim ile akıl olmasaydı o iki şeye, canına ne ile, hangi vasıtayla ulaşacaktın? Aklı olmayan, aklı bilebilir mi, nakli anlayabilir mi? Halik’ın yarattığı şeylerin hepsi böyledir. Eğer gönlün onları candan değerlendirerek kendine mal ettiyse bil ki yerde gökte ne varsa hepsinin cinsi senin zatında mevcuttur. Her şeyi Cenabı Hak senin hilkatinde belirtmiştir.

Ve o şey tarafına yüzlerce kapı açmıştır.

2550

Tâ ki oraya gelesin de onlardan faydalanasın, kanatsız olarak yükseklerde uçasın. Sende enbiyanın nurlarından bir nur bulunmazsa onlara nasıl ve ne şekilde yönelebilirsin? O sultanlara nasıl candan sevgili olur; canı, gönlü onlara nasıl adarsın? Onların zikri ruhuna nasıl gıda, yahut cismin canına nasıl feda olabilir? Eğer onlara burada arkadaş olduysan şüphe etme ki ezelde onlarla birlik etmişsin demektir.

2555

Velilere dostluk ediyorsan (onları seviyorsan) bil ki manen onlardansın. Kendini onlardan başka görme! Zahiren, bâtınen onların aynısın. Çünkü sende Hak’tan bir nur vardır. Gözünü aç, kendine iyi bak! Sende böyle bir nur olunca da Hakk’ın yüzünü perdesiz görmüş olursun. Bundan dolayı Cenabı Peygamber efendimiz (veyahut Hazreti Ali): “Men arafe nefsehu fekad arafe rabbehu” (Kendini bilen, Allah’ı bilir.) buyurmuştur.

2560

İçinde Hakk’ın nurunu gördükten sonra o nur, sana kılavuz olur. Seni o asıl tarafına doğru götürür ki can onunla vardır. Onda iyilik, kötülük, renk, kabuk gibi şeyler düşünülemez. Ondan sonra sen kendini iyi bil ki bu cisim testisindeki su, o deryanın suyudur.

İstediğin isteğinde gizlidir. Çünkü arayıp sorman buna bağlıdır.

2565

Haydi! İstediğin, istemendedir. Mihnet içinde gizlenmiş rahat gibi. Hamal yüke talip olur, her ne kadar zahmetli iş ise de. Hamallar yükü birbirinden kaparlar. Bilirler ki bu zahmetin sonunda rahat vardır. Her sanatın dış yüzü zahmetlidir, fakat o zahmetin altında rahmet hazinesi gömülüdür. İbadet de vücut için zorluktur. Onda da ruh için gizli rahatlar vardır.

2570

O sıkıntılarla cennet hazinesi alınır. Hangi akıllı bu hazineyi elden kaçırmaya razı olur? Sonra, istediğinin, isteyeceğin kadar olacağını bil! Hak erlerinin buldukları isteklerine göredir. Sende heves arttıkça istediğine daha fazla elin erişir.

Tamamen istek olursan, tamam olursun. Kendinden geçme sebebiyle sen o olursun. Ondan sonra senin niteliğin “Ene’l Hak” olur. İçte dışta senden başka bir şey kalmaz.

2575

Gayrı kalmayınca şeksiz, şüphesiz iyi de kötü de o olur. İyi kötü senin aklına göredir. Hak açısından bakılırsa her şey iyidir. (SAYFA 105)

Notlar

  1. Söz ki candan çıkar candan utanır (çekinir), Denizin kenarındaki inciden dil utanır (çekinir), Hikmetten bahsetmek (söz etmek, hikmeti açıklamak) meğerki acayip (hayret verici) bir alevdir, Gerçeklerin güneşinden söz (söz etmek) utanır. (çekinir), dil ve söz, onu (Hikmeti) tam olarak açıklayamadığı için gerçeklerin güneşinden utanır.
  2. Lokman suresi 31/27 Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Önceki makale
Makale 40
Sonraki makale
Makale 42
Menü