Makale 42

İyi kötü, güzel çirkin, saf tortu Hakk’a nispetle tek bir şeydir. Zira hepsi de onun kudret ve sanatının eseridir.

Bu makalede şu açıklanacaktır:

İyi kötü, güzel çirkin, saf tortu Hakk’a nispetle tek bir şeydir. Zira hepsi de onun kudret ve sanatının eseridir. Mesela iyi nakışlar yapmaya muktedir, fakat fena nakışlar yapamayan bir nakkaş, hem iyi, hem de fena nakışlar yapmaya muktedir olan nakkaşa göre yetersizdir. Şimdi iyi kötü, güzel çirkin, mademki Hakk’ın kudretinin mükemmelliğini ve sanatını tecelli ettiriyor, bu itibarla aralarında fark yoktur. Çünkü hepsi de bir amaca hizmet etmektedir. Fakat bu noktadan bakılmazsa bunlar elbette eşit değildirler.

Bu makale şunu da ifade edecektir ki Hüda’nın zıttı yoktur. “La zıdda ve la nidde leh”tir1. Çünkü iki zıttan biri vücut bulunca diğeri yok olur. Sıcak soğuk, hastalık sağlık, hayat ölüm, tatlı acı vesaire gibi. Hak Teâlâ Hazretleri bütün zıtların mucididir. Her şeyin varlığı ondandır. Kendi varlığının zıddı nasıl olabilir? Bu, imkânsızdır.


Küfür olsun, İslam olsun, Hüda’dan ne gelirse o iyidir. Hamdü sena et! Her ikisi de Allah birdir, şeriki yoktur der. Herkesi istemeden zengin eden odur. İyi, kötü her şey Hakk’ın sanatını açığa çıkarır, şirki candan ve gönülden söküp atar.

2580

Her biri kendince şehadet ediyor ki “Ondan başka ilah yoktur.” Hak Teâlâ Hazretleri vahittir, kendi sanatıyla yeri göğü, kadını erkeği meydana getirmiştir. O, neyi emrederse o olur. Gerek iyi, gerek kötü bütün nakışların, suretlerin mucidi odur. Hepsinin Hakk’a göre durumu birdir. Bunu ölçüt bil! Tereddüt etme! Fena nakış der: “Allah buna da kadirdir. Gerçi iyi nakışlar da ondan ortaya çıkıyor.”

2585

Değil mi ki her ikisi de ondan meydana geliyor? Her ikisi de onun padişahlığını ilan ediyor demektir. Bu itibarla ikisi bir hizmette bulunuyorlar demektir. İkisinden de halk eşit olarak faydalanıyor. Halk, bunları görünce der ki: “Ey Vahid-i Hakiki ey iyi, kötü nakışlar yapmaya kadir olan Rabbimiz! Sen, hem güzel hem de çirkin nakışlar yapmaya güç yetirirsin! Bunu senden başka kim yapabilir? İyi, kötü, senin huzurunda fermanına tâbi çavuşlar gibidir.” Dilsiz oldukları hâlde derler:

2590

“Ey gafiller güruhu, uyanın! Canıgönülden şaha itaat edin de, sanattan sanatçı tarafına ulaşın! Yazıklar olsun ona ki gaflet meyvesiyle oyalandı. Ey basiret sahipleri, ibret alınız!” Çünkü ibret, iş adamının (akıllı kimsenin) özelliğidir. Aklı olan kimse sanatın sanatkârını alır, bunlar aracılığıyla kanatlanarak melekler gibi sanatkâra doğru uçar. İlahi sanatkârlık, dünyanın karanlık gecelerinde ona kılavuzluk eder, yolunu doğrultur.

2595

İbret kanadıyla Kaf Dağı tarafına uçar, Anka gibi oralarda dolaşır. Ten perdesi olmaksızın, ruh gibi Hakk’ın sırat-ı müstakimi üzerinde yürür. (SAYFA 106)

Elsiz ayaksız olduğu hâlde seferde ayağı kaymadan, yolunu şaşırmadan menzile erişir. Nihayet orada kalır. O mercide ki orası can atı için ne güzel meradır. Yazık o cana ki bunun aksinedir. Öyle bir huzurdan mahrum ve uzak olur.

2600

Eşkıyalığından dolayı rehber, ona yol kesici; lütuf ve vefa, kahır ve cefa olmuştur. Bu şahıs oradan daha yükseklere çıkacağı yerde başını bu dünyaya çevirir. Gözleri bu seyirden nurlanacakken, bu gafilin gözlerine daha ziyade karanlık ve körlük gelir.

Hakk’ın sanatı, akıllılar için uyanıklık vasıtasıdır. Cahiller için gaflet ve hastalık vesilesidir. Akıllı, dünyadan ahirete gider, gafil, dünyada gam içinde boğulur kalır.

2605

“Yüzümü dünyaya nasıl çeviririm? Bu güzel İrem bağlarına (Hakk’ın yaratıcılığını seyir âlemine) nereden düştüm?” diye canı sıkılır.

Gecesi gündüzü hep dünya kaygısıyla geçer ki acaba refah ve serveti daha ziyade artırmak için hangi vasıtaya başvursam diye.

Çirkin hırsı an-be-an artar, sürekli hırs hevası içinde yürür. Hırs içgüdüsüyle birçok işlere el atar. Şarap içmeden hırs ile sarhoş olur. Şuna buna ne suretle yüzsuyu döküp de göze gireceğim diye bin türlü hile ve oyun kullanır.

2610

Emellerine nail olduktan sonra da bunlar ziyana uğrar, eksilir korkusuyla yanar yakılır. Eğer servet ve refahça benden daha üstünü olursa yazık bana! O vakit hâlim nice olur der. Bu konularda emniyet altına alındıktan sonra yeni yeni endişeler içini kemirmeye başlar: “Nihayet ölüp dünyadan gideceğim, bu vücut kabre girecektir. Acep ondan sonraki hâlim n’olacak?”

Cenabı Hak beni cennete mi koyacak, yoksa cehenneme mi atacak?

2615

Cennete layık olmadığım besbelli. Oraya gideceklerin yüreği tertemiz olacak. Dünya sevgisi canı, gönlü Hak’tan habersiz etti, yolları kapattı. Bundan dolayı bizden kulluk ortaya çıkamıyor ki bizi o hayata eriştirsin. Dünyadan gelen hayat geçicidir. İbadetten yayılan sağlık sürekli ve rabbanîdir. O, baki kalmadı, kalmaz. Bu ebedi, baki kalır. Böyle hayata sahip olan, bir yere sığmaz.

2620

Himmeti böyle yüksek olanlar, değil mezara, dünyaya sığmaz. Dünyanın bir yarığına nereden sığacak. O, dünyayı yarıp gideceği zaman, onun nuruyla dağ taş bütün cihan dolmuştur. Böyle bir arslan mezara nereden sığacak? Süleyman, karınca deliğine girebilir mi?

Haydi! Süleyman’ı kendin gibi karınca görme ki karınca gibi hakir olmayasın! Ey kul! Kendini şahla kıyas etme! Saman çöpünü aya kim benzetir? (Ne münasebet).

2625

Bunu iyi bil ki her kim eserde ve sanatçının sanat tarzında kalır, ahmaklık ederek sanatkâr tarafına yönelmezse,  daima mahzun olmuş ve kedere batmış demektir. Dünyada ona gamdan, elemden başka bir şey yoktur. Zaten dünya baştanbaşa gamdır. O, dünya sevgisini gönlüne yerleştirdiği için gam içinde kaldı. Dünyada gamdan başka bir şey elde etmediği gibi, ahirette de gama battı.

(SAYFA 107) Fakat o akıllı ki aşkla bu eserlerden sanatçı tarafına yüz döndürdü.

2630

Her zaman sanattan sanatçı tarafına uçar, gönül malını birer birer oraya götürür. Gönül malı ki akıl ve kuvvetten ibarettir. Oraya götürür ki emniyet ve bahtiyarlık yeridir. Mallarını yol kesicilerden muhakkak olarak kurtarır. Çünkü onu Cenabı Hakk’ın eline emanet etmiştir. Kuvveti, geldiği yere gitmiştir. Niyaz getirdiği cihetle naz tarafına geçmiştir. Katre denize düşünce emin olur, Hak deryası tarafında kalır.

2635

Deryanın huzuru onun sırrının koruyucusu olur. Onun yanında bulundukça afetten korunur. O deryaya karışınca belirsiz olur gider. Artık bu nişan, o nişansızlık içinde erimiştir. Kendini yitirmedikçe (kendinden geçmedikçe) kendini bulamazsın. Her kim kendinden (geçer) fani olursa o baki kalır, can ağacını cennetin ortasına diker. Ey oğul, varlığı yoklukta ara! Vuslat melekeni eksiklikte bil!

2640

Kulluğa gel de şahlığı gör! (Kulluğun mükâfatı padişahlıktır). Öyle bir sarhoşluğa git de ayıklığı orada seyret!

Ayıklık, sarhoşluktan gelen ayıklıktır. Yücelik, tevazûdan doğan yüceliktir. Ey aziz! Hâle ters tarafından bak, bu seferi de aksine yap. Böyle yola gittiğin vakit, korkusuz gider, tehlikelerden emin bulunursun. Sani-i Hak, bizi yere göğe, dokuz kat göğe haberli kılar.

2645

İyi, kötü o sayısız nakışlar dilsiz olarak vasf-ı Hüda’yı söylüyorlar. Diyorlar ki: “Biz mahlûkuz, bizim yaratıcımız vardır.” Sabahın olmasını gerektiren bir sebep olduğu gibi cihanın yaşı, kurusu zerreler gibi hep aşk ve heva içinde uçuşurlar. Güneşin nuru içinde uçan zerreler derler ki: “Ümmü’l-Kitap”2 “Kitabın Aslı” onun yanındadır. Dilsiz olarak Hakk’ı tespih ederler, kazmasız külünksüz, şirki göklerden kazarlar, atarlar.

2650

Eğer sen o tespihleri dinleseydin, ayaksız olarak (yalınayak) arzın bahçelerine koşardın. Orada sayısız ilginçlikler seyrederdin, sağdan, soldan, üstten, alttan (her taraftan) onların hepsi de gizli, açık zikir edenlerdir, cümlesi de dilsiz, sözsüz şükredenlerdir. Hepsi de derler ki: “Allah’tan başka Allah, ondan başka hâlik ve kadir yoktur. Bizim varlığımız, tamamen hamdü senadır. Hep tatlıcı biziz çünkü o bizim şekerimizdir.”

2655

Gerçi hepimiz Hüda’nın sanatıyız. Fakat kimimiz aziz, kimimiz hakiriz. Eserlerin kimi soğuk, kimi sıcak, kimi eskimeye yüz tutmuş kimi yeniliğe, kimi zahmet kimi ferah (rahat) her birinin türlü türlü dereceleri vardır. Toprak, hava, su, ateş.

Bunlar birbirlerine zıt ve düşman değiller mi? Gerçi zıtlar buraya düşmüş bulunuyorlar, fakat hepsinin sığınağı ve kaynağı o taraftır. (SAYFA 108)

2660

Bundan dolayı Hakk’ın zıttı yoktur ki bütün zıtlar ondan gelmiştir. O hâlik ki bütün zıtların varlığı ondandır, zıttı yoktur. Çünkü bunlar hep onun icadıdır. Zıttı icat edenin zıttı nasıl olabilir? Mevcudu ile sona erecek bir mevcut tasavvur olunabilir mi? Bu nedenle, “La zıdda ve la nidde leh”3 sözü doğrudur. Âlemde bir şey ona zıt olamaz. Çünkü zıt, zıttının vücuduyla yok olur. Su ile ateş birleşebilir mi?

2665

Kutlu ateşin içine düşen suda mahvolur. İki şeyin birbirine zıt olması, biri diğerinin mahvını gerektirmesindendir. Hayatını Hak’tan alan hangi varlık, Hakk’a zıt olabilir? Bütün zıtların hayatı (varlığı) Hak’tan olunca hepsi de onunla kaim olur. Cihanda bir kimse ona nasıl zıt olabilir ki cennetle cehennem onun vasıflarıdır. Her ikisi de ebedi zatın nitelikleridir. Hayır, şer, yaş, kuru her şeyin hayatı ondandır.

2670

Dünya padişahlarının ahlâkı bazen lütuf, bazen şiddettir. Lütuf, dostlar; kabalık düşmanlar içindir. Padişahlık bu iki şeyle kemal bulur. Bu iki özellik saltanatın iki kanadıdır. Eğer ondan bu ikiden biri noksan (yok) olursa, onu tek kanatlı kuş say!

Kuşun kanatlarından biri eksik olursa onda güzellik ve kuvvet kalır mı? Kuşun bir kanadı eksik olursa uçamaz. Ona dengeyi sağlayan iki kanattır.

2675

Mizan (ölçü-tartı), ilahi adaleti uygulattırır. Fazlayı eksikten o ayırır.

Notlar

  1. Zıddı ve dengi yoktur.
  2. Ali imran suresi 3/7 O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
  3. Onun zıddı ve benzeri yoktur.
Önceki makale
Makale 41
Sonraki makale
Makale 43
Menü