Makale 43

Mizan, semadan, arştan, kürsten daha yüksektir. Bunların hepsinin üstünde bir varlıktır. Çünkü iyi kötü her şey mizanla tartılır.

Bu makalede şu açıklanacaktır:

Mizan, semadan, arştan, kürsten daha yüksektir. Bunların hepsinin üstünde bir varlıktır. Çünkü iyi kötü her şey mizanla tartılır.

Eksiklik, fazlalık onunla belli olur. “Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân”1 Hak Teâlâ Hazretleri, derecesi engin olan semayı refetti (yükseltti).

Yükseklere çıkardı. Semadan yüksek olan mizanı, bol lütuf ve kereminden dolayı yükseltti. Aşağıya indirdi.

Terazi, yalnız çarşı ve pazarlarda gördüğümüz teraziler değildir. Terazi farklı ve üstün olanı belirleyip ayırma aracıdır ki her şey onunla tartılır. Belki çarşı terazileri de ondan çıkarılmıştır.

Bu makalede şu da ifade edilecektir:

Hak Teâlâ Hazretlerinin kullarından uzaklığı cimrilikten değildir. Son derecede eli açıklık ve sonsuz cömertlik eseridir. Nasıl ki güneşin dördüncü tabaka semada bulunması da böyledir. Kabul edelim ki eğer üçüncü tabakada bulunsaydı, bütün âlemi yakar, yeryüzünde bir tek ot bitmezdi.

Şu hâlde uzakta bulundurması rahmet ve şefkat eseridir. Bunun gibi, Hak Teâlâ Hazretlerinin Musa aleyhisselam’a yüzünü göstermeyip de “Len terani”2 buyurması cimriliğinden değildir. Belki sonsuz lütuf ve cömertliğinden ileri gelmiştir. Bunun cimrilikten olmadığını Musa aleyhisselam’a göstererek (SAYFA 109) teselli etmek istediğinden dağa tecelli buyurdu. Dağ Musa’nın gözü önünde zerre zerre dağıldı. Musa aleyhisselam anladı ki Hak Teâlâ’nın yüzünü örtmesi kendi hakkında tam rahmet ve sırf iyilikmiş.


Doğruluk daima mizandan gelir, sadakat ve mertlik de şüphe yoktur ki mertlerden beklenir. Mizanın mevkii çok yüksektir. Ey akıllı, buna iyice dikkat et ve anla! Mizan, bu pazarlarda görülen teraziler değildir, Allah’ın ilminden doğmuş bir şeydir.

O ilim, Hak Teâlâ Hazretlerinden hiç ayrılmaz. O nurun daima ışığı canlarda mevcuttur.

2680

O temyiz (iyiyi kötüden ayırabilme) yeteneği müminin kalbinde vardır. Ona gizli şeylere karşı kılavuzluk eder. Mümin o kuvvetle kendini insan ve cinden ayırır ve iyiyi kötüden seçer. Onunla herkes de ne olduğunu bilir ve herkesin kim (nasıl) olduğunu görür, anlar.

Bütün hâlkı onunla tartar, hepsinin mertebesi onun yanında belli olur. İfade edilen her sözü bilir, kesin bilgiyi zandan ayırmaya güç yetirir.

2685

Bu pazarlarda gördüğümüz teraziler o keyfiyetsiz (şekilsiz, biçimsiz) teraziden çıkarılmış olsa gerektir. Hepsini o mizandan çıkarmışlar, onlara gördüğünüz şekil ve suretleri vermişlerdir. O, levh-i mazhfuzdan, arştan daha yüksektir. Yere, insan ve cinler üzerine nurunu salmıştır. O, Hak Teâlâ’nın lütuf ve keremiyle gönüllerde parlıyor, sanki o iremden (cennetten) buraya (dünyaya) gönderilmiş bir güldestedir. Nasıl ki güneş, dördüncü kat semadan nurunu bize eriştirmektedir.

2690

Güneşten, belki yedinci kat semadan daha yüksek olan mizan da böyledir. O yüce âlemden bu alçak cihana şunun için indirilmiştir ki bu çirkin ve aldanma dolu dünyada bizim canımız da ondan mahrum kalmasın. Bu aşağıdaki âlemde, o yüksek âlemden daima can (hayat) nimeti alalım ve yiyelim. O şahın lütuf ve keremi sonsuzdur, yolunu yitirmişlerin hepsini haberdar eder (yolunu doğrultur).

2695

Kemali lutfundan cehalet üzerine ilim yayar, gazap kaynağından yumuşaklık çıkarır. Nasıl ki güneş, dördüncü kat semadan nurunu bize yolluyor. Onun visalinden mahrum kalmasınlar diye bize gücümüz ölçüsünde nur saçıyor. Güneşin bize gelen harareti, bizim dayanabileceğimiz derecededir. Yoksa ondaki hararete güç yetmez. Merhametinden dolayı o hararetten bize bu kadarını indiriyor. Hepimiz bu hararetle gıdalanmaktayız.

2700

Eğer fazla hararet gönderse âlem harap olur. Ne dağ, ne derya, ne de toprak hiçbir şey kalmaz. Şu hâlde bizden uzaklığı cimriliğinden değil, lütfundandır. Tâ ki bu uygun sıcaklıkla bize şarap ve meze; yiyecek ve içecek yetiştirsin.

Onun bu cömertliğinden türlü türlü nimetler ortaya çıkıyor. Şu hâlde bu uzaklık bizim için cömertliğin ta kendisidir, sonsuz derecede lütuf ve inayettir. Bundan dolayı yakından yüz göstermiyor.

(SAYFA 110) Hak Teâlâ Hazretlerinin kullarından uzaklığı da böyledir. Bu uzaklık kullar için hışım ve gazap değil

2705

tam bir lütuf ve rahmettir. Çünkü perdesiz yakınlığı zahmet olurdu. 

Güneşin nurunun gökyüzünden geldiği gibi Hak Teâlâ Hazretleri de o nurun gücüyle hayatımız devam etsin, imanımız kuvvetlensin bu vesileyle onun varlığından haberdar olalım diye nurunu bize uzaklardan yaymaktadır. 

O ki bizi bazen mutlu eder, bazen de gama atar. 

Anne, çocuğuna büyüyüp yemek yiyecek çağa gelinceye kadar süt vermez mi?

2710

Sütten evvel yemek vermeye başlasa çocuk derhâl ölüme yüz tutar. Anne, çocuğa süt olsun diye ekmeği kendisi yer, çocuk ekmekteki gıdayı annesinin memesinden, sütünden çeker. Süt, o ekmektir. Fakat çocuğa ağırlık vermesin diye temizlenmiş, tortudan ayrılmıştır. Çocuğa et ve ekmek gibi gıdalar ancak bu süzgeçten geçtikten sonra verilebilmektedir.

İşte bunun gibi, Rabbimiz Teâlâ Hazretleri bize yüzünü aracısız gösterse ne genç tahammül edebilir, ne ihtiyar, hepsi helak olur.

2715

Bize lutfunu sözle gösteriyor ki söz can için bu deryada gemi hizmeti görsün. Hak’tan bize kelam bunun için gelmiştir ki bu suretle dipteki yaralarımız kapansın, görünüşteki mana artsın ve ruhu Hak tarafına yönlendirsin. Çünkü ruh, kuvveti hikmetten alır, nihayet rütbesi ondan artar. O dereceye kadar yükselir ki çokluklar içinde (kesrette) vahdete kavuşur.

2720

Şu hâlde onun uzaklığı ve perde altında gizlenmesi rahmetinden kaynaklanmaktadır. Ayrılık ateşiyle pişelim, kavuşma ateşiyle yanıp mahvolmayalım diye. Eğer doğrudan doğruya perdesiz görünseydi, bakanın içini de dışını da yakar, kül ederdi. Yükü devenin sırtına kolayca götürebileceği kadar yükletirler ki onu menzile tehlikesiz yetiştirebilsin, ağır yük altında kuvvetsiz düşüp kalmasın.

2725

Devenin yükü, taşıma gücüne göre olursa, seni menzile rahat rahat götürür. Eğer gücünden fazla yükletirsen, o işi nasıl başarabileceksin? Hak Teâlâ Hazretleri yaratıklarını hikmetiyle besler, büyütür, onları birer birer makamlarına eriştirir.

Gerçi sebepsiz ve hikmetsiz de her şeyi yapmaya kadirdir, her istediğini vücuda getirebilir. Her an bunun gibi yüz binlerce dünyayı ademden (yokluk) vücuda (varlık) getirmektedir.

2730

Sebepleri göstermiştir ki halk da yapacakları işe sebep arasın ve vesile istesin. Eğer Hüda-yı Teâlâ sebepsiz yapabileceği işlere bir örnek gösterseydi kimsenin eli ayağı kalmazdı (Yani sebepsiz de iş olurmuş diyerek işi tembelliğe vururlardı). İnsanlardan hiçbir şey meydana gelmezdi, hepsinin akılları mahvolurdu (çabalamaz, durgunluğa düşerlerdi). Fakat Cenabı Hak bu aklı atıl kalsın diye yaratmadı. İstedi ki faaliyete geçsinler, iş güç peşinde koşsunlar.

(SAYFA 111) Akıllıca ve tedbirle sebebe gidip iş yapsınlar.

2735

Mahlûklara örnek olmak üzere de semavat ve zemini altı günde yarattı. Tâ ki onlardan da böyle birçok işler vücuda gelerek birçok sır ve hikmetler görünsün. Akıllıca davranarak, garip sebeplerle acayip işler meydana getirsinler. Cihanda köşkler, saraylar meydana getirsinler de kendilerinin de birçok işler yapmaya güç yetirebileceklerini bilsinler. Özellikle ilim ve fen sahipleri tarafından birçok ilimler ve fenler bin çeşit sanatlar vücuda getirilsin.

2740

Bağlar, bahçeler işlenir, saraylar köşkler kurulur fakat hepsi de bir takım sebeplere dayanır. Bunlardan hiçbiri sebepsiz meydana gelmez. Sadece talepte kalsalar da faaliyete geçmeselerdi bunları yapabilirler miydi? Yalnız irade ile iş gören Halik-i Teâlâ’dan başkası sebeplere yapışmadan bir iş görebilir miydi? Halik Teâlâ her an ademden varlık çıkarır, tekrar yok eder. Dersin ki önceden yokmuş onu yaratılmıştan ayıran işte bu noktadır (Yaptığı işlerde aletlere ve sebeplere ihtiyacı olmadan iradesinin yetmesi).

2745

Cenabı Bari bu benzersiz kudretiyle tek varlıktır. Ortaksız, yardımcısız, sebepsiz yapabilir. Bu konu bitmez, tükenmez. Baştan başla da çavuşların sırrını şerhe devam et. Tâ ki o eşsiz sultandan haberdar olsunlar. Dertle derman onun çavuşları (yol göstericileri) düzeyindedir. Her ikisi de seni ondan haberdar ederler. Bu itibarla ikiyi bir gör, iki deme! Fakat başka cepheden bakıldığı zaman bir görünmezler. Şüphe nasıl kesin gibi istenen olabilir?

2750

Cennetle cehennem şu yüzden bir olurlar ki ikisi de ilahi adaleti gerçekleştirir. Kâfirleri cehenneme layık, müminleri naim cennetine layık bil. Kötünün layığı, kötü olmalıdır ki adalet de budur. İyilerin layığı da bolluk ve nimetlerdir. İşte bu yüzden her iki nakış birleşir, yer ile gök arasında fark kalmaz. Gök de yer de Hakk’ın sonsuz büyüklüğüne ve azametine muhataptırlar. Her ikisi de o kudretten haber verir.

2755

Hakikâtte ikisini bir gör, o ihsan sahibinden gelen her şeyi ihsan bil! Fakat onlara bu yüzden bakarsan o iki suretteki çeşitlililiği nasıl eşit görürsün? Mutlak adil olandan gözünü ayırırsan onlar birbirine nasıl eşit ve birbiriyle nasıl birleşik görülebilir. Ebu Cehil karpuzunun acılığı şekerin tadına uyar mı? Taş, cevher gibi makbul olabilir mi? Sıhhatle hastalık birbirine benzer mi? Veya arpa miktarı altın bir kantar hazineye eşit olur mu?

2760

Birbirine denk olmayan bu şeyler, yaratıcıya göre birdir, ama halka göre bir değildir. Hepsine bir demek, o yüzden doğru olur. Bu yüzden hatadır. Bu bahsin de sonu ve bitimi yoktur. Bu şerh ve açıklamadan gene dönüyoruz. O söze ki bundan evvel demiştin; canın seveceği söz odur. Tâ ki o söz yarı çiğnenmiş (yarım) kalmasın. Çünkü o, deryaya nispetle gemi gibidir.

2765

O deryayı gemisiz katetmek imkânsızdır. “Lâmekâna” (mekânsıza) sözsüz kim ulaşabilir?

(SAYFA 112) Orada idik ki insan kendinde bir nur gördüğü zaman her ne kadar içinde hayır ve şer varsa da o manadan başka manalar da vardır. O aziz kendini nur bilir, nurdan başka hiçbir şeye bakmaz. Hakk’ın ikramından nuruna gıda arar, bağışlarından ruhuna nimet talep eder.

2770

Tâ ki cevheri (özü ön plana çıksın) artsın, arazı (sıfatları, sonradan eklenen özellikleri) gitsin. Her ikisinden de geçip amaca yönelsin. Hakk’ın bu icattan garazı (maksat ve hikmeti) nedir? Talepteki maksudunu bildiği zaman, mabudunu çabuk görür. Hak Teâlâ Hazretleri mahlûkatı zulmetten yarattı. Her canın başına ondan (yaratıcıdan) bir nur damladı.

Notlar

  1. Rahman suresi 55/7 Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
  2. A’raf suresi 7/143 Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
Önceki makale
Makale 42
Sonraki makale
Makale 44
Menü