Makale 46

Halk, dört kısımdır. Bir kısmı onlardır ki Allah yolunda, Allah rızası için sıkıntı ve dert çekerler, müşahede ümidiyle gayret ederler.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Halk, dört kısımdır. Bir kısmı onlardır ki Allah yolunda, Allah rızası için sıkıntı ve dert çekerler, müşahede ümidiyle gayret ederler. Hak Teâlâ Hazretleri onlara bu zahmet sonunda bir rahmet bahşeder. Diğer bir kısmı onlardır ki gece gündüz zahmet çekerler. Çektikleri zahmetten bir fayda hâsıl olmaz, çektikleri zahmet yanlarına kalır, namaz kılsalar zevk duymazlar, Kur’an okusalar Kur’an onlara yüz göstermez (Mana ve ayrıntısını düşünmeden papağanvari okurlar). Belki Kur’an onlara lanet eder. Cenabı Mustafa aleyhisselam buyurmuşlardır: “Rabbü nale’l-Kuran ve’l-Kuran yel’anehu” Meali: “Çok Kur’an okuyan var ki Kur’an ona lanet eder.” der.

O zevksiz okuyuş yüzünden lanete mazhar olurlar. Diğer bir kısmı da onlardır ki zahmetsiz, ibadetsiz, gayretsiz ve isteksiz daimi şahitlik içindedirler. Nasıl ki peygamberlik de amelsiz ve isteksiz vücuda geliyor, bunlar o mertebeye varmışlardır ki Hak Teâlâ Hazretleri onlara âşık olmuştur. Dördüncü kısım da onlardır ki tabiatlarında esasen maya yoktur. Ruhlarının Hakk’la bağları yoktur. Bunların alametleri odur ki Hüda yolunda bir türlü izleri ve amelleri yoktur. Kendilerini tembelliğe bırakırlar. Bu gurup görünüş itibariyle istek ve amelden kurtulmuş olan kutuplara benzer. Lâkin onlarla kim beraber olabilir ki? Onlar son dereceyi bulan büyüklük ve azametten dolayı amelden kurtulmuşlardır. Bunlar ise son derece bedbahtlıkları yüzünden bu atalet hâline düşmüşlerdir.

Bu dört suret, bir tanesinde yüzük saklı olan dört yumruk (avuç) gibidir. Bakalım yüzük hangisinde çıkacak.


Biri ibadet zahmetlerine katlanarak mükâfata nail olur, biri de gece gündüz zahmet çeker, eline bir şey geçmez. Dünyada ona, çektiği keder ve mihnetten başka şey nasip olmaz. İki cihanda da onun nasibi mihnet çekmek, gizli, açık gam yemektir. Diğer biri daha vardır ki zahmet ve mihnet çekmeksizin ansızın ayağı bir defineye gider.

2870

Çabasız, emeksiz bir mala kavuşur, alışverişsiz bir kâra konar. Âlem hazine aradığı hâlde, hazine de daima onu arar.

Herkesin talep ettiği bu hazine, onun candan isteklisidir. İstediği, isteyen olmadan, kendini arar, istekli gibi akşam sabah onu takip eder.

(SAYFA 117) O, gayretsiz, ibadetsiz, vasıllardan olmuştur. O her ne isterse, istemeden meydana gelir.

2875

Biri de o tembeldir ki cahillik ederek iteate sırt döner. Tembellikten dolayı sürekli boş (ibadetsiz) oturur, itaate meyletmez.

Yiyip yatmaktan vücudu hayvan gibi zindedir. Bu iki şeyden başka kaygısı, düşüncesi yoktur. Bu, Cenabı Hak’tan hiçbir nasip alamaz, ebediyen ondan uzak kalır. Bu dört türlü taife, birinde yüzük saklı olan dört yumruğa benzer. Yüzük hangisinde ise, ona itimat eyle!

2880

Gerçi bunların dördü de birbirine benzerler. Fakat bu benzeyiş yalnız sayı açısındandır, sır açısından değil. Yumruk (avucun kapalı olması) içinde yüzüğün bulunduğuna delil olamaz, işaretlere kimse yol demez. Yumruktaki nakış da (parmaktaki yüzük izi de) yüzük anlamına gelmez. Nakşa aldanan, aldanır. Yumruktan murat, dış görünüştür. İçinde saklı bulunan yüzükten kasıt da temiz sırdır. Sırla dolu görüntü, mesnevi nazmı gibidir. Manevi ruhu olan, ne sırlar duyar.

2885

Bu nişanları bırak da nişansız git! Hatemü’l-Enbiya’nın muhabbet mührünü kalbine bas, içine yerleştir! Tâ ki o sevgi sana rehber olsun. Sana o kapıyı onun muhabbetinden başka kim açar? Dünyada aşk gibi rehber yoktur. Yer ve gökte ona benzer bir şey bulunmaz. Git, aşk atına bin de sür! Tâ ki yüz yıllık yolu bir anda gidesin. Hak âşkı sana kanat bağışlar, yükseklerde uçar, Mesih gibi dördüncü semayı geçersin.

2890

Ey yol arayan! Yârin aşkı rehberdir. Onu tut! Sürekli ondan söz et! Yazık o cana ki aşktan mahrumdur. Yuh o imana ki gıdası aşk değildir. Ey oğul! Görür göz aşktır. Gözsüz olan kimse hayır ve şerri görüp seçemez. Gözü olmayan, güzeli çirkinden ayırt edemez. Aşkın, Cibril gibi, pek çok kanatları vardır. Sana delil olarak delille emin olmak istediğin şeyin bizzat kendisini getirir.

2895

Ruhu göklerden geçirerek vahdet sofrasına götürür, misafir eder. Eğer bahtın var ve sana yârsa aşk iste! Âlemde aşk sözünden başkasını ağzına alma! Bil ki yer ve gök, insan ve cin, bütün varlıklar aşktan doğmuştur. Hepsini Hak Teâlâ Hazretleri aşktan, istekten vücuda getirmiş, yoktan var etmiştir. İyi kötü her şey, Hakk’ın ilminde saklı idi. Aşk olmasa nereden vücuda gelecekti?

2900

Cenabı Yezdan, yerde gökte ne varsa cümlesinin vücuda gelmesini diledi. Eğer burada, bu aşk, bu talep olmasaydı dünyada hiçbir şey vücuda gelmezdi. Gerek yüce, gerek alçak hiçbir şey mevcut olmaz, her şey yokluk âlemi içinde kalırdı. Ey dost! Bil ki (istek) talep aşkın bir parçası, o ummanın bir damlasıdır. Talep parçadır. Onun bütünü aşktır. Aşk bir gülşen, talep, o gülşenden bir güldür.

(SAYFA 118) Yıl, ay, gece, gündüz (her vakit) aşka talip ol ki zahmetsiz rahat ondadır.

2905

Aşk, bütün zevklerin özü ve ruhudur, bütün yanışların ve arzuların aslıdır. Eğer dikkat edersen görürsün ve anlarsın ki aşk, sevgilidir. Bunları ayrı ayrı iki şey kabul etmezsin. Eğer aşkın yoksa iyi bil ki ölüsün, saf değil, baştanbaşa tortusun. Eğer sende aşk varsa, şüphe etme ki aşkın kendisisin, ikilikten geçerek bir olmuşsun demektir. Her kim burada kendinden tamam geçerse orada Hüda’ya kavuşur.

2910

Gerçi Cenabı Hak, olgunluk, fazilet ve cömertliğinden ruha kendi vücut bahşetti. Fakat sen ondan daha başka şeyler iste! Onun lütuf ve ihsanı bitimsizdir. Bu hareket tarzı üzere yedinci bâtına kadar giden kimsenin yeri yedinci kat sema olur. Yedi tabirini Cenabı Peygamber buyurduğu için kullanıyorum. Yoksa saf ruh, öyle bir cihana gider ki ucu bucağı yoktur. Bu mertebeler onun yanında ilme nispetle ebcet kalır.

2915

Bu manalar, o sırrın birer sureti, birer temsilidir. Yoksa o seyirde enbiya da hayrette kalmışlardır. Cenabı Peygamber efendimiz buyurmuşlar ki: “Zidni hayreten” yani “Benim hayretimi artır! Zahiri hisleri bırak da bunu canınla dinle! Bâtın ne demek? Orada ne bâtın var, ne zahir. O âlem lütuf ve kahır gibi şeylerin de üstündedir. Sınırın ve sayının orada yeri yoktur. Kendinden kurtulan oranın tahtsız padişahıdır. Eğer anladıysan gök, budur. Buradaki seyir, cisimsiz olur.

2920

Hak erleri, böyle bir çerh üzerinde bulunurlar, burada her birinin ayrı makamı ve ayrı mertebesi vardır. Her kim daha yükseğe çıkarsa mertebesi de o derece artar, kimin me’vası (cennet) yedinci kat semada olursa o, zamanının kutbu olur. Bunda şüphe yoktur. Sayıdan kurtularak birliğe kavuşur. Böylece baki kalan tabakaları yokla! Hepsinde de onun (kutbun) nurunun ışıldadığını görürsün. O tabakalarda parlayan, güneşin nurudur. Fakat padişaha güneşin nuru nasıl layık olur?

2925

Padişah, Hakk’ın nurundan başkasını istemez. Felek üzerinde onun gıdası o nurdur. Suret olan gök, çaba içindedir. Manevi gök, çabadan münezzehtir. Suret göğü fani, manevi asman bakidir. O, can gibidir, ona nispetle bu, ten değerindedir. Can kalır, ten geçer gider. Dünyada suret, mana içindir. Tâ ki mana o suretten bilinsin.

2930

Mananın yüksek derecesi gözlerden gizli idi, suret onu haber vermek için var edildi. Bu gök, o göğün yüksekliğini anlatmak için yüksek yaratıldı. Bu zemin de ondan dolayı engin yaratıldı ki ona bakarak enginliğin, alçaklığın fenalığı bilinsin.

(SAYFA 119) Bu alçaklık o alçaklığın kaynağıdır. Aklın varsa, gözünü aç, gör! Hüda, “kenz-i mahfi”1 idi. Cihanı yarattı ki yaratan, yaratılanlarca bilinsin.

2935

Ey aziz, bu sözün nihayeti gelmez. Gene yüzlerin takdirine devam et! Sözlerin sayısız yüzleri olursa, onu inşa eden (söyleyen) insanın sayısız yüzleri nasıl olmaz? İnsanın sonuncu yüzü “ehad” sırrıdır. Bütün yüzler onun perdesidir. Hepsi aradan kalksın, o vakit kendini perdesiz olarak görürsün, canından, cisminden her şeyden geçersin.

2940

Senin canın da onun üzerine perde gibi engel olur. Can bir kabuk gibidir, özü canandır. Senin yaradılışındaki esas amaç da o özdür. Kabuğu at da gıdaya koş! Tâ ki içinde bir nur göresin ki kavrayış ve aklın, cisim ve canın, onunla hayat bulsun. Böyle ararsan kendini bulursun. Ondan sonra ne artık, ne eksik hiçbir şeye bakmazsın. Böylece kendini buldun mu Hüda’yı buldun demektir. O, Hüda ki nuru yeri ve göğü doldurmuştur.

2945

Bu cihanın ve bu canın ayakta durabilmesi ondandır. Ne mutlu o cana ki bu sırdan koku duyar. Gülün talibini güle, kokusu eriştirir. Eğer sen de o parçadan isen tam akla (aklı külle) erişirsin.

Notlar

  1. Hadisi kutsi: Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi murad ettim ve bu halkı halk eyledim ki bilineyim.
Önceki makale
Makale 45
Sonraki makale
Makale 47
Menü