Makale 49

Ruh iki çeşittir: Biri rihî (hayvani), diğeri vahyîdir. Birinci ruh-ı hayvanîdir. Ruh-ı vahyî enbiya, evliya ve müminlerin ruhlarıdır.

Bu makalede şunlar açıklanacak ve takdir olunacaktır:

(1) Ruh iki çeşittir: Biri rihî (hayvani), diğeri vahyîdir. Birinci ruh-ı hayvanîdir. Çünkü hayvanlar gibi yiyip (SAYFA 125) yatmakla kaimdir. Bu ruh sonunda yok olur. Ruh-ı vahyî enbiya, evliya ve müminlerin ruhlarıdır. Onlar kalıcı ve ebedi Hak ile kaimdirler.

(2) Kul, kendi varlığından tamamen yok olduğu vakit harf ve ses gibi aletlere ihtiyaç duymaksızın seçkinlerle (havas ile) konuşur.

Çünkü sebep olana erişmiştir. Sebeplerden kurtulmuştur. İhtiyacını bir sebebe bağlı olmadan elde eder. Suyun kendisinden gemi yapar. Keresteden yapılan gemiler sebeplere bağlıdır. O işlerini sebepsiz yapar, isteklerine araçsız erişir. Şu hâlde sudan gemi yapmış demektir.

(3) Bütün varlıklar ya yemdir ya da o yemi yiyendir. Enbiya, evliya ve müminler bunun dışındadır. Onlar kabil ve makbuldürler.


Bil ki onun ruhu vahyîdir, rihî değil. Hak’ta baki olan ruh, öyle olan ruhtur. Ruh-ı rihî, ruh-ı hayvanîdir. Bu ruh, hayvan gibi geçicidir. O, yenilecek bir şeydir, her ne kadar akilse de toprağın lokmasıdır, ona karışır gider.

3100

Kaybolmayacak temiz zat Hüda’dır. Git, Hazreti İbrahim gibi ona bağlan! Tâ ki Hüda gibi ebedi zinde kalasın.

Adetten geç, ehade doğru git! Ey oğul! Ondan sonra söz yok, fiil vardır. Biz artık sözden yüz çevirmişizdir. O lütuf deryasında yok olduk, biz muhabbet çeşmesiyiz, bizde zor yoktur. Bundan sonra söz, dilsiz ve dudaksız olur. Deryadan, tahtasız gemi yaparız.

3105

Tahta nedir ki? Sözlerimiz bile harfsiz ve sessizdir. Tâ ki kavuşma yönüne sebep ola. Harfsiz, sessiz murada erilince, malzemeni de o kerestesiz gemiye yüklendi bil. O gayb (ledün) deryasında, balık gibi her nefeste harfsiz, kelamsız yüz türlü söz dinlersin.

Ondan sonra yerde, gökte bütün işlerini, Allah gibi vasıtasız görürsün. Cismin, Halık’ın göründüğü yer olur. Âleme yüzünü senin aracılığınla gösterir.

3110

Her kim burada sana yâr olursa, Allah da ona iki âlemde yâr olur. O ki el olur, şüphesiz Cenabı Deyyan da ona el olur. Cenabı Hak seni dünyada imtihan ediyor ki burada iken iyi, kötü belli olsun. Tâ ki dostlar, düşmanlar seçilsin. Sahte paralar senin ayar taşında (mihenk) rüsva olsun. İyi insanların cümlesi de birer mihenk gibidir. Onlardan olanlar, onların tarafına gelir.

3115

İyinin zıttı, şüphesiz, kötüdür. Mademki cins cinsi tarafına gidiyor, temiz olanlar, temizlere bağlanırlar, kötülerden kurtulurlar. Kötüler de kötülerle cehennemde olurlar. Nimet yurdundan mahrum kalırlar. Evliya, enbiyanın vekilleri olduğu için bizi davet etmek üzere bizim tarafımıza gelmişlerdir. Bil ki yardımcının yakını, efendinin de yakınıdır, çünkü yardımcı da efendisi gibi kabul görür.

3120

Ey oğul! Güzellik bu zarf olan suretlere gelmiş bir nur değil midir? Evliyanın her biri de birer zarftır ki Hak Teâlâ Hazretleri cümlesine kendi ilminden ders vermiştir. Bunlardan birini inkâr eden, cümlesini inkâr etmiş olur. O nimetten her can gıda alamaz.

(SAYFA 126) Bir şeker ağıza acı gelirse, hepsi de sana acı görünür. Şeker, safrası olana acı görünür. Çünkü onun mizacı hastalıktan bozulmuştur.

3125

Ona, bozuk yapısından dolayı, gül, diken göründü. Şeker de bu hastalık düşkünlerinin gözünden düştü. Şekeri acı diye kötüleyenlere herkes güler, eşekten beter der. Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Hak, enbiyadan haberdar olmayanlara “edal” buyurmuyor mu? Bu beyitlerimde ne söylüyorsam, hepsini o ayetlerden söylüyorum. Yalnız onları şerh ediyorum. Kadeh gibi olan bu cisim, o şaraptan doluyor.

3130

Badeyi kabıyla tanıyanlar, onu başka kapta görünce inkâr ederler. Hangi kapta bulunursa bulunsun, şarap şaraptır. Tasta veya kâsede bulunmakla yapısı değişmez. Ben, O oldum. Beni başka görme! Ben altın madeni gibi oldum. Beni altından başka görme! Ben ondan doluyum, kadehin şaraptan dolduğu gibi. Benim kırbamda o tatlı sudan başka bir şey yoktur. Beni onda gör, onu bende. Düsüz (iki), çeharsız (dört) olarak (adetten geçerek) vahdet deryasına gel.

3135

Nur-ı ilahi bir olur, iki değil. Ey sülûke aşina olan! O birden başkasını görme! Nur lazımdır ki nuru görsün, ışık gerektir ki güneşi seçebilsin. Söyle! Gözün kendinde nur olmazsa, gündüzün nuruyla bir şey görebilir mi? Başında akıl olmazsa başkasının aklını açıkça nasıl görebilirsin? Bizim nurumuz kesinlikle nursuz görülemez, bizim ışığımız da sana kalpte tecelli eder.

3140

Bir şeyin cinsini cinsi iyi bilir. Kâfirlerde, Müslümanlardaki nur yoktur. Allah’ın vechini (zât-ı pâkını) Allah’tan başkası göremez. Bunun sırrında bizim için şüphe yoktur. Onun ruhu benim ruhumdur. O nurla kurtuluş bulan, yüzünde parlayanın biz olduğumuzu görür.

Ruhumuz, senin şarabının güzelliğinden sarhoş olur. Nuh tufanından bizi kurtaracak Nuh’umuz sensin! Ey cemalde ve kemalde fert olan Allah!

Bize cömerliğinle vuslat hazinesi ihsan et!

3145

Sen bakışınla âşıklara hayat verirsin. Güneş yüzün karanlıklar içinde bir sihir gibidir. Güzelliğinin nuru güzelde yayıldı. Dedim ki: “Ya Rabbi! Bu, beşer değildir. Şeyh-i kâmil Yezdan’ın göründüğü mesken olur, gözlere ten görünse de o candır. Onun cismi kadehtir. Şarabı da Yezdan’ın güzelliğidir. Yüce bir hitap olan o şeyh-i kâmil, o güzellikle doludur. Hak Teâlâ Hazretleri kendi yüzünü onun nakşından gösterir. Tâ ki kulları kendi tarafına çeksin.”

3150

O rütbe ona mahsustur. Her talip onunla nerede sırdaş olacak. Ey oğul! Böyle bir şaha rastlarsan, ayağı altına toprak ol! Ve tamam yok ol! Ayağına baş koy ki baş olasın, canını feda et ki karşılığında ondan yüz can alasın. O varlık için bu varlığı terk et! O iyilik için bu kötülükten geri dur! Sen kötüsün! O, iyilik madenidir. İyinin yanına giderken kötülük götürme! (SAYFA 127)

3155

O sohbet yanında senin cihadın hatadır. Çünkü ondan daima hediye içinde hediye vardır. Onun sohbeti sıhhattir, şifanın kendisidir. O sağlığı bulduktan sonra derman aramak hatadır. Böyle olacak kimse nerede? Onun yeri, yer ve göğün üstündedir. Seneler lazımdır ki bir taş güneşin tesiriyle lâle dönüşebilsin.

Önceki makale
Makale 48
Sonraki makale
Makale 50
Menü