Makale 58

Gerçi salih amel, talibi sonunda Hüda’ya eriştirir. Fakat şeyhin sohbeti ondan daha üstündür. Zira bu, daha çok ve daha iyi yetiştirir.

Bu makalede şu açıklanacaktır:

Gerçi salih amel, talibi sonunda Hüda’ya eriştirir. Fakat şeyhin sohbeti ondan daha üstündür. Zira bu, daha çok ve daha iyi yetiştirir. Değil miydi ki Hazreti Musa aleyhisselam Hakk’a vasıl olmuş, kendisine peygamberlik, kitap ve birçok mucizeler verilmişti?

Bu kadar büyüklük ve kemaliyle Hızır aleyhisselam’a talip oldu ve Hak Teâlâ Hazretlerinden dua ve istekle onun sohbet ve arkadaşlığını rica etti. Sonunda duası kabul gördü. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de buyrulmuştur ki: “Fe vecedâ abden min ibâdinâ”1 Şöyle ki: “Resulü Ekrem efendimiz de “vâ şevkan ilâ likâi ihvânî”2 buyurmuşlardı ve yine aşk ateşiyle “Bana Yemen tarafından rahmanın nefesi geliyor.” buyurmuşlardı. Ve Hazreti Ali’ye şu yolda vasiyet buyurmuşlardı ki: “iza tekarreben nâs ilâ hâlikihim bienvâi’l-birri fetekarrabe ilallâhi bienvâi’l-mukil tesbakahum bidderecât indennâs fi’d-dünyâ ve indallâh fi’l-âhireti” Meali: “Halk, yaratıcılarına çeşitli ibadetlerin herhangi biriyle yakınlaşmak isteği içerisindedir. Sen de akıllıların sohbetiyle yakınlaşmaya bak ki dünyada insanların katında, ahirette de Allah’ın katında derece ve yakınlık açısından onları geçesin.” İşte ermiş ve kâmil veliler de böylece havasın (seçkinlerin) yakınlık ve sohbetlerini arzu ederler.


Merdan-ı Hüda’yla bir nefes sohbet etmek, yüz yıl ibadetten daha iyidir. Her kim bir veliyle sohbet etme şansı bulursa, onu Hak ile sohbet eder bil!

4070

Onun dış görünüşü, Hakk’ın göründüğü yer; temiz canı da Hakk’ın sırrıdır. Hak Teâlâ kendini velilerinden gösterir. Hakk’ın sırrı şeyhsiz nasıl ortaya çıkar? Musa aleyhisselam Hızır’ı bunun için aradı ki ondan gizli sırları öğrensin. Kendisi sevdalıların ulusu bir peygamber ve Hak katında makbul olduğu hâlde, düşün ki Hızır’ı araması niçindi? Kendi sırlarından daha yüksek sırlar elde etmek istiyordu. Çünkü daha yüksek sırlar daha yüksek kişilere layıktır. (SAYFA 160)

4075

Hazreti Muhammet (s.a.v.) ki resullerin sultanı idi. Hidayet eden, hidayete erdiren ve Hak yolunun rehber ve önderi idi. Böyle olduğu hâlde “vâ şevkan” diye ah eder, ihvan-ı sefanın sohbetine hasret çekerdi. Gene böylece Veysel Karani’nin aşkıyla Yemen’den koku sezerdi. O sultana kavuşma isteğiyle Hakk’ın kokusunu Yemen’den pek güzel çekiyordu. Hazreti Ali’ye de sevgilerinden dolayı buyurmuşlardı ki: “Halk ibadetle meşgul bulunduklarında sen de gece gündüz

4080

akıllıların sohbetini tercih et ki Hakk’ın yanında hepsinden makbul olasın! Tâ ki derece itibariyle herkesten önde olasın, zahmetsiz gönül fetihleri bulasın! Dersi akıllılardan al! İbadetle yol alanları Hak tarafına yönlendir. Aklını artır ki mertebece artasın, diğer ibadet ehline göre kıdemli olasın. Gerçi ibadet edenler de ibadetlerinden fayda göreceklerdir. Fakat ilahi vuslat sana herkesten evvel yetişir.”

4085

Cihanda akıllı kimdir dersen, merd-i Hüda’dır ki Hak’tan başkasından geri durarak uzaklaşır. Her kötü ve kovulmuşa akıllı deme, her ne kadar kılı kırk yarar dikkatte olsa da her düzgün söyleyene de akıllı deme! Âkil, Hak’tan gafil olmayandır. Hak’tan ayrı olan âkil, sahte paraya benzer. Eğer onu geçer para gibi kabul edersen aldanırsın! Kavuşmadan uzak olan devletsiz (bedbaht) âkil, altın görünse de sahtedir, kovulmuştur (kabul edilmez).

4090

Gerek büyük, gerek küçük, dünya ehli (dünyaya tapanlar) akıldan yoksundurlar. Gerçek akıllı o kimsedir ki Hak’tan başkasından bağı keser, dersini daima ve yalnız Hak’tan alır. Ey akıllı, böyle akıllılarla otur! Tâ ki seni bütün sıkıntılardan, kederlerden kurtarsın. O, yüz senede kazanacağın sevaba, dereceye, onun yanında bulunmakla her saat nail olursun. Harmanının başak toplayanları, padişahlar olsun, önünde daima seve seve yürüsünler.

4095

Bu mananın şerhini Cenabı Mevlana’dan dinle! Git, o sultana gönülden muhabbet bağla! Cenabı Peygamber, Hazreti Ali’ye buyurdular ki: “Ey Ali! Hakk’ın arslanısın, cesursun, pehlivansın! Fakat bunlara güvenme, ümit ağacının gölgesine gel! Aklın gölgesine gir ki onun gölgesi cihanda Kaf Dağı gibidir, ruhu yükseklerde dolaşan Anka’dır.”

4100

Onun vasıflarını kıyamete kadar söylesem tükenmez ki başı ve sonu yoktur. İnsanlar arasında yüzüne perde çekmiş bir güneştir. (Benim bildiğim budur). En doğrusunu Allah bilir. O, ruh güneşidir. Nurundan insanlarla meleklerin istifade ettikleri semavi güneş değildir. Ya Ali! Tarikatının her türlü ibadet ve taatlerine havasın (seçkinlerin) yaptıklarını tercih eyle! Herkes bir türlü itaate meylederek kendini kurtaracak çareye başvurdu.

4105

Sen de git, akıllıların gölgesine dâhil ol ki gizli düşmandan kurtulasın. Sana bu, bütün ibadetlerden iyidir. Bununla önde gidenlerin tamamının önüne geçersin!

(SAYFA 161) Bu beyitler burada şahitlik etsinler diye düzenlendi. Sır kulağını aç da onun sözlerini dinle! Tâ ki onun esrarından nasip alasın! Tâ ki bu açıklama senin tarafından anlaşılsın, tereddütten kurtulasın!

4110

Onun bütün halkça kabul gören sözü, benim sözümün şahididir. Vasıl olan veliler de böyledir. Onlara Cenabı Hakk’ın yüzlerce lütuf ve yardımı erişir. Onların işleri (sülukleri) tamam olduktan sonra Allah’ın yüzüyle sürekli şereflenirler. Cenabı Yezdan’ın simasına talip olarak onu gıyaben ve durmadan övmüşlerdir. Kesinlikle bilinsin ki onları görmek devlettir, rahmetler içinde rahmettir.

4115

Yolu bilen bir merd-i Hüda’yla yoldaş olmadan daha yüksek bir mertebe yoktur. Sana bu çeşitten bir istek gelirse, ondan başkasına gönül verme! O arzulanan, her kime kısmet olmuşsa, bil ki berbat nefsi kahrolur. Yılanın gözü zümrütten kör olmuyor mu, ne kadar kuvvetli olsa güçsüz kalmıyor mu? Bunun gibi nefis yılanı da şeyhin nurundan kör olur, takatten düşer.

4120

Nefsi gayretle öldürmek uzun sürer. Ekseriya fesatta kalır (mağlup etmek mümkün olmaz). Züht ve takvaya karşı ansızın baş kaldırır. Bu hareketinin bin çeşit hilesi var. Fakat üzerine velinin bakışı isabet etti mi, o düşman silahsız ölür. Nefis, cehennemin parçasıdır ve ateştendir. Şeytan gibi içerileri etkiler ve bulaşır. Onun narı şeyhin nurundan söner. Ne mutlu o cana ki şeyhin bakışına rast gelir.

4125

Cehennem mümine demiyor muydu ki “Çabuk geç! Nârımı söndüreceksin. Sen, su gibi, ateşi söndürürsün; övüncün, utanmayı kazıp attığı gibi. Ey nur-ı pak, eğer nârımdan tez geçmezsen benim nârım senin nurundan mahvolur. Şüphesiz, senin varlığın beni yok eder, sen sarhoş iken ben nasıl ayık kalabilirim” Cehennem ki aslı ateş ve dumandır, temel taşları bunlardır.

4130

Âlemdeki ateşler onun zerresidir, kahır ve gazaplar onun katresidir, bir müminin nurundan sönerse, anlayışın varsa iyi dikkat et, o tertemiz nurdan cehennem bile sönüyor da nârî olan nefis, o nurdan nasıl helak olmaz? 

Ey mürit! Şeyhin eteğini tutarsan, o buluşmada sen de onun gibi seçkin olursun. Yol kesici olan nefsin ölür, rehber olur. Mesih gibi semalarda uçarsın!

4135

Şeyhle bulunmak yolların en kısasıdır. Onunla bir olmak, vahdet kaynağıdır. Gerçi şeyhsiz de vuslat mümkündür, örtüden, şaşkınlıktan onsuz da kurtulabilirsin! Fakat şeyhten gelen vuslat daha kâmildir. Gayret yolunda ne kadar çaba gösterirsen göster, bütün ömründe kazandığına şeyh seni bir anda ulaştırır.

(SAYFA 162) Ormandaki yabani ağaçlar da meyve verir, fakat bağlarda itinayla yetiştirilenler daha güzel meyve verir.

4140

Ey salik, gerçi ikisi de Hak’tandır. Fakat bunun daha iyi olduğunda şüphe yok. Çünkü bahçıvan kötü ağacı iyi yapmak üzere götürüp bahçesinde terbiye etmektedir. İyiyi de kötüyü de Allah yaratır, mürit de, Allah’ın yaratığıdır. Yaratıklardan kimi hür, kimi köledir; kimi boş, kimi doludur. Kimi şah, kimi vezir, kimi asker (nefer), kimi komutandır.

4145

Bu çeşitlilikten anlaşılan hikmet şu oluyor ki rızık verenden başka kadir yoktur. İyiye, kötüye, hayra, şerre ondan başka kimsenin gücü yetmez. O gücü, güçsüzlüğe düşürecek bir şey yoktur, yüz binlerce nakış onun eseridir. Fakat sonsuz nakışlar (sonsuz çeşitliliktedir) kimi iyi, kimi fena; kimi güzel, kimi çirkin. Kimi yer, kimi gök; kimi katı, kimi sıvı.

4150

Kimini yedinci kat semada bırakmış, kimini de dokuz kat feleğin de üstüne çıkarmıştır. Hadsiz hesapsız nakışlar yarattı. Tâ ki kudrette tek olduğu bilinsin. Bir nakkaş derse ki: “Ben kudretli bir nakkaşım, çok güzel nakışlar, resimler yaparım, fakat fena nakışlar yapamam.” Biliniz ki o, sanatında yetenekli bir üstat değildir. Diğer biri, “Ben iyi, kötü her çeşit resimleri, nakışları yaparım.

4155

Rum, Türk, zenci hangi üslupta isterseniz yaparım.” derse işte sanatında üstün olan üstat odur. Çünkü elinden her türlü resim gelir. Hak Teâlâ Hazretleri de kudretini eserlerinden göstermiştir. Bu kara toprakta, o mavi semada beğenilenin de ötesinde ne eserler yaratmıştır. Bu kadar algılama bu aklımıza göredir. Yoksa Hakk’ın âlemlerinin sonu yoktur.

Notlar

  1. Kehf suresi 18/65 Derken kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
  2. Kardeşlerimle görüşmeye olan aşkım.
Önceki makale
Makale 57
Sonraki makale
Makale 59
Menü