Makale 60

“O yolun nihayeti yoktur. Yol sensin ve senin için bir son vardır. Fakat eriştiğin zaman sende senlik kalmaz.”

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Mevlana’nın şeyhi Seyyid Burhaneddin Hazretlerine sordular ki: “Hak yolunun bir sonu, bitimi var mıdır?” Buyurdular ki: “Yolun bitimi vardır fakat varılacak yerlerin bir sonu ve bitimi yoktur. Zira Hüda’nın yolu sensin ve sana lazımdır ki kendiliğinden ve varlığından geçesin, işte bunların bir sonu vardır. Fakat Hakk’a vasıl olduktan sonra der ki esas yolculuk oradan başlar. Seyr-i ilallah, ilk aşamadır bu, Hakk’a varmakla sona erer. Kavuşmadan sonra seyr-i fillah başlar ki bu seyrin sonu yoktur. 


Kara yolculuğunun bir bitimi vardır. Fakat deniz yolculuğunun ne kenarı vardır ne de bitimi. Yolun son sınırı Hak olunca, demek olur ki: “O yolun nihayeti yoktur. Yol sensin ve senin için bir son vardır. Fakat eriştiğin zaman sende senlik kalmaz.”

4230

Muhakkaktır ki Hakk’a karşı perden, kendinsin! Kendinden geç ki Hakk’a kavuşasın. Fakat vuslat yolunun nihayeti yoktur.

Oradaki seyrin daima kendinsiz olur. Asıl yol, vuslattan sonraki yoldur, aklı başında olan ondan başkasına yol demez.

Dese de mecaz yoluyla der. Çünkü Hicaz’a gitmeden tavaf edilemez. Bir kimse Kâbe’siz bir yeri tavaf ederse, bunu faydasız yere, şaka yahut da laf olsun diye yapar.

4235

Şu hâlde kesin olarak bil ki hakiki yol, Hakk’a vuslattan sonraki yoldur. Velilerin yolu onun zatındadır. Seyr-i ilallah için nihayet vardır. Seyr-i fillahın ne sınırı var, ne adedi. Bu seyir, o kulun kârıdır ki: Kendinden ölmüş (geçmiş), Hakk’ın dirisidir. Selin cansız bir cismi oraya buraya sürükleyip de cansız cismin bu seyirden habersiz olarak suyun üzerinde gidişi gibi.

4240

Bunun gibi, kul da kendinden geçtiği (fani olduğu) vakit onda varlık kalmaz, Hak’ta yok olur. Fenafillâhtan sonra Hak’tan başka edip eyleyen kalmaz. Hakk’ın yâri, Hak olmak lazımdır, çünkü Hakk’ın yâri yoktur. Vuslat yolundaki yolculuk, Hakk’ın yolculuğudur, ancak odur, o vardır. Sayfayı yanlış okuma! O yolcuğu Hakk’ın yolculuğu, o itaati, o hayrı onun bil! Ondan kaynaklanıyor bil! Cenabı Hak Kuranı Kerim’de “kulle yevmin huve fî şe’nin”1 buyurmuştur. Bunu anla! Canının içinde sakla!

4245

Onun lütuflarından Yezdan’ın yolculuğunu öğren! Açıklamalarına git, tefsirinde oku! O kendi kendine her gün bir iş yapar, her an kendi kendine yârlık eder.

(SAYFA 166) Bazen birini cennete koyar, bazen cehennemden çıkarır. Bazen yıkar, bazen yapar. Bu işlerden ondan başkasının haberi olmaz. Bu, göz bağcılıktır. Yoksa ayrılık gayrılık yoktur. Biri iki gören varsa şaşılığındandır.

4250

Mesela, bir şahıs parmaklarıyla oynar, bir takım oyunlar düzer, koşar. Parmaklarını oynatır, yumruğunu açar, örter.

Bir anda onu buna galip kılar, diğer anda galibi mağlup durumuna sokar yahut bir hayalbaz (gölge oyuncusu), perde arkasına gizlenerek bir takım oyunlar gösterir. Kiminin adını padişah kimininkini vezir koyar; kimine efendi, kimine hizmetçi ismi verir.

4255

Seyredenler gördüklerini savaş ya da barış sanır, kimini galip kimini mağlup gösterir. Bazen birini isyan ettirerek uzaklaştırır, bazen birinin elini bileğinden kestirir. Her an perde arkasında acayip, garip birtakım hayaller, nakışlar çizerek çıkarır, gösterir. Seyircilere kimini galip, kimini mağlup; kimini neşeli, kimini hiddetli gösterir. İyi kötü bunlara benzer birçok nakışlar, gölgeler gösterir, fakat nakışların olan bitenden (yaptıklarından) haberi bile yoktur.

4260

Bu oyunları yapan hayalbazın (oyunu oynatan) kendidir. Fakat şaşı olanlar (dikkatsizler) bu hareketleri nakışlar yapıyor sanırlar. O resimleri kendileri hareket ediyor ve irade sahibi zannederler. Perdedeki nakışların birini bin görürler, çünkü dikkat yeteneğine sahip değildirler. Nakışların her birini bir şahıs zanneyler, ona kimi insan, kimi hayvan görünür (öyle zanneder). Hakikâtte ise o bir sürü görüntü bir tek şeydir, iki gören, şüphe ve kaygıya yenilendir.

4265

O birden (Hak’tan) başka bütün âlem alettir. Bunu göremeyenlere göre afettir, beladır. Sırr-ı Haktan hayvan gibi habersiz olanlar, halkı bu görüşten uzaklaştırıyorlar. Halkın gözünü öyle bir sırla bağladılar ki hırka ile eli fark edemediler. Devi ters çevirip, huri gösterdiler, gecenin karanlığını nur diye tanıttılar. Nazarlarında hoş olmayan ve fena şeyler iyi göründü. Hareketsiz cisimleri yürüyor sandılar.

4270

Her şeyi ters ve hatalı gördüler, zarar yerini kâr sandılar. Ey mürit, bu ağır kilidin anahtarı, şüphe etme ki şeyhin gölgesidir. Gözlerin şaşılığını o giderir, kalplerdeki öfke ve sıkıntıyı o sakinleştirir. Bu sihir, onun büyüsüyle çözülür, gözlerin perdesini o kaldırır. Cahilleri onun ilmi âlim eder, anadan doğma körlerin gözünü o açar.

4275

Vücut bakırını altın edecek iksir odur. Nasıl ki dönüp duran gökler yer üzerinde etkili oluyor, gökten yere hayat gönderiyor. Bu hâl herkesçe bilinir ve görülür. Yeryüzü ondan yeşillenmekte ve tazelenmektedir. Her tarafta bağlar, bahçeler oluşmaktadır. Meyvelerle dolu hesapsız ağaçlar, gözleri okşayan, gönül alan çiçek bahçeleri hep onun eseridir.

(SAYFA 167) Göklerden balıklara kadar her şey, her biri bir işte bulunan sonsuz sayıdaki yıldızlar, hepsi onun lütfunun eseridir.

Notlar

  1. Rahman suresi 55/29 Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır.
Önceki makale
Makale 59
Sonraki makale
Makale 61
Menü