Makale 62

Her kim âleme kendinden geçerek Hakk’ın nuruyla bakarsa, onun bu bakışı o cihana aittir. Sebep ve amaçla bakarsa, bu cihana ait olur.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Sevgili, bağ, bahçe vesair gibi güzel şeylerin seyrinde insanın gördüğü güzellikler, bütün kendi iç güzelliğidir ki o gördüğü güzellikler onun maneviyatında zaten vardır. Onun maneviyatı her ne isterse Hak Teâlâ onu surete getirmiştir. Tâ ki kendi güzelliğini diğerinde seyretsin.

Bu makale şunu da açıklayacaktır ki: “Her kim ki nefsinden ve varlığından kurtulur, dünya ve ahiret, onun yanında aynı değerde olur. Çünkü o Hakk’ın nuruna amaçsız, ihtiyaçsız bakmaktadır. Her ikisi de Hakk’ın sanatıdır. Bundan dolayı onun yanında iki cihan bir olur. Nitekim Cenabı Mevlana buyurmuşlardır:

İn cihan u ân cihan yek gevherest
Der hakikat kufr u din u kiş nist

Meali: “Bu cihanla o cihan, bir cevherdir, bir asıldandır. Hakikâtte küfür, din ve mezhep ayrı değildir”

Her kim âleme kendinden geçerek Hakk’ın nuruyla bakarsa, onun bu bakışı o cihana aittir. Sebep ve amaçla bakarsa, bu cihana ait olur. Şu hâlde uyumsuzluk bakışta vardır. Seyredilen incide değil

Şunu da beyan edecektir ki: “Enbiya ve evliyanın gösterdikleri mucizeler, kerametler, hep aldırışsızlar içindir. Çünkü onlar kördürler. Söylenenleri ispat ve delillerle kabul ederler. Nasıl ki kör olanlar da böyledir. Mesela, güneşi görmedikleri hâlde deliller ve ispatlarıyla ve anlatıldığı kadarıyla kabul etmişlerdir ki güneş vardır. Fakat gören gözler için delile ihtiyaç yoktur. Ebu Bekir Radıyallahu Anhu görenlerdendi, Muhammet aleyhisselam’ın risalet davasına mucize istemeden iman etti. Ebu Cehil görmeyenlerden (kör) idi. Mucizeleri gördükçe inkârı arttı, kesinlikle doğrulamadı.”


(SAYFA 171) Görünüşteki bu güzellik, senin manandır. Canının ektiği tohumun belirmesidir. Sana her ne hoş gelirse, muhakkak ki o sensin. Kendi güzelliğine doğru gidiyorsun. Bil ki kendi güzelliğinin etrafında dolaşıyorsun! Senin güzelliğinin manası görüntü olmuştur.

4380

Şüphe etme ki dünya ve ahiretin nakışlarında sana görünen güzellik kendinsin! Şüphe ve kaygı tuzağından kurtulanlara göre dünya ve ahiretin güzelliği birdir. Çünkü eserin iyisi de, kötüsü de sanatkârdandır, birini yükselten, diğerini alçaltan odur.

Eserlerin tamamı –eski olsun yeni olsun- Hak’tan kaynaklanınca, âriflere göre bu cihanla o cihanın sanatları beraber olur.

4385

Yanlarında hiç farkı kalmaz, acısı, tatlısı eşit görünür. Mucizeler yabancılar içindir, haberdar olanlar için değildir. Çünkü arif, iyiyi, kötüyü; güzeli, çirkini daima Allah’tan bilir. Ona göre her gördüğü şey mucizedir. Fakat cahil kavim için böyle değildir. İnkârcılar, mucizeyi görerek iman ederler, mucizeyle Hakk’a dair kesin bilgi oluştururlar.

4390

Bilirler ki o Hak’tandır, Hak’tan başkası onu yapamaz. Ellerinin eriştiği şeyleri, Hak’tan değil, kendilerinden bilir. Delik sahibini (eski püskü giyenleri) hakir görenlerde Allah korkusu yoktur. Onlar ancak sultandan veya subaşıdan korkarlar, iyiliği de yalnız sultandan beklerler. Fakat mümine göre Cenabı Hak’tan başka edip eyleyen yoktur, bu kabullerinde inkâr şüphesi de yoktur.

4395

Onlara göre her şey mucizedir. Ten de mucizedir, can da mucize. Gerçek var, yalnız Hüda olunca sanatkârdan ayrı hiçbir eser yoktur. Hazreti Peygamberden mucize talebinde bulunmak, Ebu Bekir’e hiç layık olmazdı. Bundan dolayı mucize ve delil istemeksizin Hazreti Peygamberin peygamberliğini kabul etti, elçiliğini onayladı. Ebu Cehil gibi başıboşluk etmedi.

4400

Kelime-i Şehadeti Peygamberin bir sözüyle kabul etti ve temiz bir kalple inandı, derhâl ve tereddütsüz müslüman oldu, hiç önüne, sonuna bakmadı. Çünkü ona göre peygamberin bizzat kendisi mucize idi, o mübarek ve ebedi çehreden başkası saçma idi. Çünkü Cenabı Hakk’ı açıkça o kalıcı çehrede gördü, itirazsız herkesten önce iman etti. Ondan hiç delil ve kanıt istemedi, alelacele hizmetine girdi.

4405

Peygamberi görmek, ona yeter delil oldu. Bundan dolayı huzurunda köle gibi baş eğdi. Mucize serkeşler için delildir, tâ ki yakin onlara yüz göstersin. Düşmanın davanı onaylarsa, şahide gerek kalır mı? İçinde peygamberin nurunun parladığı kimse, Hakk’ı şahitsiz kabul eder.

(SAYFA 172) Fakat kendinde Hak nuru olmayan, o azgın kimse, Hakk’ı şahitsiz kabul etmez.

4410

İlahi nura veya peygamberlik nuruna sahip oldukları hâlde peygamberden veya veliden yüz çevirirlerse bu inatçılık, bu bozukluk, düşmanlıktan ileri gelir, umursamazlıktan değil. Ondan göz yummaları kendi yanlış görüşlerine göre bilgeliktir. Art niyet gelince hüner gizlenir. Önüne perdeler asılır. Nihayet güzellik ona (garazkâre) saklı kalır, dostu düşman görür. Yusuf aleyhisselam’ın yüzü ay gibi parlardı, fakat kötü niyetli (garazkâr) kardeşlerinin gözüne art niyetleri (garazları) perde oldu.

4415

O mübarek ve sevimli yüzü onlara kurt gibi vahşi gösterdi. Çünkü art niyet onların gözünde zorba bir hükümdar gibi hâkimdi.

Kâfirler de Resulü Ekrem’in Hak olduğunu biliyorlardı. Düşmanlıklarından dolayı davetini kabulden uzak duruyorlardı. Kur’an-ı Kerim’de “ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ”1 buyuruluyor. Hepsi de onun peygamber ve Hakk’ın has kulu olduğunu bilirlerdi. Bildikleri hâlde yine ondan yüz çevirdiler. Cenabı Peygamber şahitlere muhtaç oldu. O peygamberler sultanı, inkârcıların yaptıkları yıkılsın gitsin, 

4420

onlar güçsüzlüklerini bilsinler, sağlam dindar olsunlar, Müslümanlığı kabul ederek peygamberin yoluna candan koşsunlar diyerek mucizeler gösterdi.

Mucizesiz iman eden, taklitsiz Hak seçkinlerinden oldu. Hakikâtte Resulü Ekrem’in sırlarının sahibi (zade-i esrar) ve nuru oldu. Çünkü onun canı Resulü Zişan’ın canı cinsindendi, o gerçek para onun madeninden alınmıştı.

4425

Her cins, kendi cinsi tarafına gider; sevinçle, kendi cinsi tarafına koşar. Gözlü olan, mehtaplı gecede ayın varlığına şahit istemez. Bir sevgilinin yanaklarının güzelliğine, yüzünün ay gibi parlak olduğuna, boyunun servi gibi düzgün olduğuna delil aramaz. Bunlara biri delil arıyorsa, muhakkak bil ki o, kördür. “Görünen köy kılavuz istemez” derler. Çünkü kör olmasaydı, o güzelliğe tutulur, herkese ondan bahsederdi.

4430

Mesela, “Ben böyle güzel görmedim, o çehre, dolunay gibi parlıyor” derdi.

Her kim açıkça bilinebilen şeylere delil isterse, şüphe etmeyin ki o kördür. Bu isteği onun körlüğünü açıklar. Herkes onun kör ve değersiz olduğunu anlar. Bu şekilde herkesin yanında adı kötüye çıkar. Eğer canı, dikkati, aklı yoksa o, Hak’tan bîhaber bir hayvan gibidir. Eğer gece gündüz güneşi ararsan veya onu başka birinden sorarsan,

4435

körlüğün herkesçe anlaşılır, herkes bilir ki sende göz yoktur. Derler ki bu memleket körler memleketidir, çoğunluğu kördür ki apaçık duran şeyleri de göremiyorlar da delil arıyorlar. Tâ ki bu düşkün körler, delil getirilen şeye delil yardımıyla erebilsinler. Fakat gören, delil istemez, çünkü o sultan ondan gizli değildir ki delil arasın. Körlere göre övünç olan şey, (delil aramak) görenlere göre ar sayılır.

4440

Eğer o (gören bir adam), güneşin vücudunu delille ispata kalkışırsa da ben güneş ve nurunu keşfettim, delilim de şu ve budur dese, (SAYFA 173) görenler onu ayıplarlar, çünkü Cenabı Hak güneşi onlara açıkça gösterip duruyor. Sen, körlük güdüsüyle yüzlerce delil getirsen, (birine bile gerek yoktur ki) cihanda Hüda’dan başka yaratıcı olmadığı açıkça bilinmektedir. O ezeli varlığın sebebidir, gayret ve niyet onun takdiridir. Ortağı, benzeri yoktur, yer ve gök ondan kuvvet alır.

4445

Böyle apaçık bir davaya delil getirmeye kalkışırsan, görenlerin yanında kör ve zavallısın. O, senin delillendirme çabandan utanır (ona muhtaç değildir), sen söylerken o sıkılır. Güneşin delili, bizzat kendisidir. Ona bak! Ondan yüz çevirme! Görenler gurubunun delili de Hakk’ın kendisidir. Din mertleri meclisinin nuru ve ışığı Hak’tır. O, hem delil, hem de delili ortaya koyandır. Denize yüzünü çeviren balık gibi.

4450

Onun suyu, ekmeği, gıdası denizdir. Onun can denizi başka şeyden nasıl hoşlanabilir? Döşeği, yastığı denizdir, Çoban Yıldızı (Zühre), Ülker Yıldızı (Pervin), her şeyi denizdir. Deniz suyundan başkası, şeker de olsa, onun yanında zehirden beterdir. O dergâhtan, o padişah divanından habersiz olan körler, burada galip konumundalar (çoğunluktalar). Her güruh ayrı bir yol tutmuş, bundan dolayı din ve mezhep gibi perişan ve dağınık olmuşlardır.

4455

O hatalar hepsine doğru görünmüş, bu açık kapı (Hak yolu kapısı) hepsine kapanmıştır. Gören, görmeyenlerin içinde garip kalmıştır. Gören, köre dost olur mu? Eğer söylenmesi lazım bir sözü açıktan söylese, körlere göre bu söz onun öldürülmesi için yeterlidir.

Körler galip olduğu için o, ağzını kapamıştır. Gizli gizli Rabbine niyaz ve ricalarda bulunmaktadır ki “Ey Habibim! Beni niçin bu kör kavmin arasında garip düşürdün.”

4460

Hepsi de ikiyüzlülüklerinden dolayı düşmandır. Ben bunların hangisiyle birlikte hareket edebilirim? Tâ ki bu düşman topluluğun ibadet ve itaatinden kurtulayım, deniz isem de onlara testi görünüyorum. Bu alçaklar, beni de kendileri gibi ekmek peşinde koşuyor sanıyorlar. Bu aşağılayıcı topluluk içinde olup bitenlerin hepsine onlardan birinin bizim gibi olması ümidiyle katlanıyorum. Senden (Haktan) gayrısından kaçıp kurtulabilsin diye.

4465

Bizim gibi bu ceset hapsinden silkinsin çıksın, bu sapıklık kuyusundan kurtulsun! İçinde boğulmakta olduğu bilgisizlik tufanından kurtulsun da Hüda’nın sınırsız ovasının maddesiz, nedensiz ve niçinsiz tarafında görünsün. Çünkü maddi âlem bizim canımızın engelidir. Meydanımız nedensizlik meydanıdır. Elbette ki (çün) neden, (bi-çün) nedensizlikten meydana gelmiştir, fakat ona karşı settir, engeldir. Neden, zahirdir. Nedensizlik bâtındır. Bâtına doğru git ki dinin aslını anlayasın.

4470

Neden, bütün küfürdür; nedensizlik, Hak dindir. Nedeni bırak da nedensizlikten ders al! Mana, sudur; suret, değirmendir. Haberdar olan suya talip olur. Suret, işin iç yüzünü bilmez; çünkü suret, mananın nakşı yerindedir.

(SAYFA 174) Fakat manasız suret bir ölüdür. Saf deryanın, dalgalarıyla kenara attığı tortu gibi… Şu hâlde kıymet hep manadadır. Sureti bırak! Suret topraktır, sudur. Mana gönüldür, candır.

4475

Yüzünü Hakk’a çevir, tâ ki kendinden kurtulasın! Kötülükten geçerek iyiliğe doğru gidesin. Hâli al, sözü bırak! Kolunu kanadını çamurdan çabucak kurtar! Tâ o yere uçasın ki orada yer yoktur. Hakk’ın iradesinden başka irade yoktur. Hakk’ın yapıp etmesi kalıcı, bizimki geçicidir. Onun aleti ol ki sonsuzlukta kalasın! Rüzgâra tutulmuş saman çöpü gibi, hareketin onun iradesine bağlı olsun ve bu iradesiz hareketinden de mutluluk duyasın!

4480

Hareketin Hak’tan olunca baki olur, taliplere o şaraptan sunarsın. Hakk’ın denizinde yok olunca, hareketin de Hakk’ın hereketi sayılır. Ondan sonra insanoğlu görüntüsünde Hak, sen olursun, senden başkası değil. Su, eğer kanal içinde akarsa yolunu yanıltmak ihtimali kalmaz. Ârifler kanal içinde akan suya bakarlar (ona kıymet verirler), kanala değil. Aktığın vakit enginlere ak!

4485

Bilirler ki kanal ancak zarftır. Su gözlerden nasıl saklı kalabilir? Susuzların gözünden, nasıl gizlenebilir ki? Susuzların hayatı ondandır. İstenen, isteyenden gizlenemez. Böyle bir şey bu, dünyada ne olmuştur, ne de olabilir. Şüphe yok ki istenen de onu ister, genellikle böyledir, aksi az görülür. Nadir olarak isteyen istenenden uzak olursa, karanlıkta kalır, nurdan mahrum olur.

4490

Nadiri hesaba katma, onun anılmaya bile değeri yoktur. Geç! O, bulunsa da bulunmasa da onu yok bil! Atını nadir tarafına doğru sürme. Galibi al (galibe itibar et) ki galip olasın ve öyle bir istenileni isteyesin. Galipleri ara, sen senlikte kalma! Tâ ki tarafsız tarafına gidesin! Bil ki esas tarafsızlıktır, taraflar onun gölgesidir. Ruh gibi asıl olana doğru git!

4495

Bu toprak dünyası fanidir. Sonsuz mülk, tarafsızın tarafıdır. Eğer sende can varsa, tarafsıza bağlan! Kesin inanç sahibi isen kendinden tarafa gitme! Bizim gibi, yerden geç de yersiz tarafına git! Tâ ki canın ondan zevk ve eğlence bulsun. Görüntüyü bırak, anlamı al! Tâ ki eşi bulunmayan deryada inci arayan dalgıç (gavvas) olasın! Nakışlar kabuk değerindedir; asıl iç, anlamdır. Manayı tercih eden, kabul görür.

4500

Görünüşteki güzellik de cihan gibi geçicidir. Kalıcı olan güzellik, mana güzelliğidir. Dünyaya yüz binlerce şekil, cisim geldi, sonunda birer birer kaybolup gitiler. Şekillerin değeri manadandır. Fakat mana, suret gibi açık değildir, gizlidir. Ey sırları bilen, eğer manadan tarafa gidersen, yüz binlerce nazlı huri görürsün!

(SAYFA 175) O şekilsiz manalar, senin can cennetinde açıktan açığa şekle bürünürler.

4505

O nakışlar, gözünün önüne geldiğinde sarhoş olur, başını ayağını kaybedersin (fark edemezsin). Fakat burada yeni başlayanlar, çocuklar gibi peşi sıra gider, dikkatlice takip ederse, onun eseri ruhunda gizli olur, o eserle onu canıgönülden arar.

Notlar

  1. En’am suresi 6/20 Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar. Bakara suresi 2/146 Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
Önceki makale
Makale 61
Sonraki makale
Makale 63
Menü