Makale 67

İnsan yüz binlerce iş ve uğraşıdan sonra Hakk’a vasıl olduğu zaman gördü ki o ibadetler, kendisine erişen hediyelere nispetle hiçtir.

Bu makalede şu açıklanacaktır:

AllahuTeâlâ’nın armağanı ezelidir ve kullarına sırf lütuftur, amel ve ibadet vesiledir. Ancak kulların ekserisi amel ve ibadet yoluyla maksatlarına vasıl olurlar ki bunlar da Hakk’ın yardım ettiklerindendir. Amel vasıtasıyla elde ettikleri iyilikleri de amelden değil, kısmettendir. Zira çok kimseler amel ettikleri hâlde bir şey kazanamazlar. Nitekim Cenabı Mevlana buyurmuşlardır:

İnsan yüz binlerce iş ve uğraşıdan sonra Hakk’a vasıl olduğu zaman gördü ki o ibadetler, kendisine erişen hediyelere nispetle hiçtir. Ve anladı ki saadet kısmettir, amel karşılığında değildir. Mesela birine bir kuruş karşılığında bir aylık ekmek verseler bilir ki verdiği bir kuruş bu bir aylık ekmeğin bedeli değildir. Bu kuruşun bedeli belli miktarda az bir ekmektir. Yoksa bir kuruşla bir aylık ekmek arasında herhangi bir denklik yoktur.


4800

İyi olan kişi, ezelden iyi idi, burada iyi olmadı (onun saadeti ezelidir). Eğer bir insan kötüyse, o kötülük de şimdi gelmiş değildir (o da ezelidir). Gözü olan bunu görür ve bilir. O, ezelden kötüydü ve iyiye layık değildi. Onun cezası ebede kadar kötü olmaktır. Muttakiler, Hak’tan mükâfata nail oldularsa, bu armağanlarda takvanın bir etkisi yoktur (sadece Hakk’ın lütfudur). Onun temiz ruhu bu ihsanlara layıktı, armağanlar bağışlayan, ona layığını verdi.

4805

Mükâfata eren, takva ile donanmış olsa da onu, kendi gayreti karşılığında elde ettiği bir hak olarak değil, Hakk’ın lütfu olarak bilmelidir. Eğer dünyada bu ameli işlemeseydi, onun temiz canı bu ihsana yine kavuşacaktı. Fakat bazı kimselere Hak Teâlâ bu lütfunu amelle bahşeder ki o sahteci, o tembel kişi, o lütfa nail olmak ümidiyle salih amellerle meşgul olsun, zulüm ve cehaletten uzaklaşsın. Dünyada hayırlı işlere, iyi, kötü herkese karşı hayırlı olmaya gayret etsin.

4810

Allah korkusu onu kötü işlerden engellesin, gülşen ahlâkı dikenlerden temizlensin. O cevheri elde etmek ümidiyle gayret etsin, ömrünü ibadete adasın. Şüphesiz bu fırka (abitler zümresi) da nasipsiz kalmaz, Hak Teâlâ ecirlerini zayi etmez, taatlerine göre sevap verir. İyiliği, iyilikle mükâfatlandırır.

(SAYFA 187) İyilerin varacağı yer dar-ı naimdir. Kötülerin cehennemdeki yerlerini ne gör, ne de sor!

4815

Fakat evliyayı kiramın o devleti, Hak Teâlâ Hazretleri’nin ezeli armağanıdır. Eğer bu namaz (ibadet) o mükâfatı kazandırsaydı, onu huzurla eda eden herkesin ona nail olması lazım gelirdi, her ibadet eden böyle lütfa erişmeliydi. Yerdeki insanlardan, gökteki meleklerden ne ibadet edenler var ki ezelden Hakk’a makbul ve tembellik yüzünden Hakla meşgul olmadıkları için

4820

ilm-i ledün onlara gıda ve kısmet olmadı. Onlar balık gibi, o deryaya nasıl dalabilirler? Balığın canı, cihanı deryadır, karada yaşayan yılan deryadan kaçar. Denizin dalgaları balığın hayat sebebi, yılanın ölüm nedeni olur. Ezeldeki kısmet bu yoldadır. Amel o kısmete yol bulamaz (onda başarılı olamaz). “Bersisa” namındaki âbid durmaksızın züht ve takva ile meşgul değil miydi?

4825

Dünyada misli bulunmaz bir zahit idi. Hak rızası için âlemden soyutlanırdı. Aylarca, yıllarca oruç tutar, gizli ve âşikar Hakk’a hamd ve şükür ederdi. Dünyada güneş kadar şöhreti vardı. Fakat ezeli kısmeti olmadığından temiz olan kişilerden ayrı düştü. Öyle kıymetli bir ticaretten mahrum kaldı, nihayet bölücüler gibi kovuldu. Bu amellerin ona hiç faydası olmadı, çok buğday ekti ama, harman kaldıramadı.

4830

Nihayet kâfirler gibi cehenneme gitti, Hak’tan kıl ucu kadar haberdar olmadı. Bu türden olanlar pek çoktur. Hepsi de din yolunda candan çalıştılar. Fakat ezeli kabulden mahrumdular, ondan dolayı amelleri Hak yanında makbul olmadı. Onların sahte olduğu terazide belli oldu. Yakînden uzaklaşarak şüphe kuyusuna düştüler. Bunun bir örneği de alçak iblistir. Gökler üzerinde daima candan ibadet ederdi.

4835

Sayısız yıllar, rükûda, kıyamda öncüydü. Felekte meleklere hocalık etti. Denizdeki balıklar gibi ibadetten zevk almıştı. Fakat ezelden Hüda’nın reddettiği olduğu için lanetle def edilmekten başka bir şeye erişemedi. Kur’an-ı Kerim’de buyuruluyor ki: “O, kâfirlerdendi. Şimdi kovulmadı, ezelden kovulmuştu.”1 Bil ki İblis’in reddedilişi ezelidir, şimdi olmuş değil. Onu sonradan diye bilen, cahildir.

4840

İşte açıkça belli oldu ki yerde, gökte Hakk’ın takvalıları olduğu gibi eşkiyası da vardır. Her ne kadar görünüşte din ehli görünürlerse de, küfürleri nihayette ortaya çıkar. Fakat genellikle, namaz kılanlar, zikirle, fikirle meşgul olanlar, evliya ve Hüda’nın makbulu olurlar, onların canı vuslata yakındır. Züht ve amelden yoksun ve ibadette kusurlu olduğu hâlde ezeli saadetten pay sahibi olanlar da vardır. Fakat nadirdir.

4845

Fakat onlar (evvelkiler) galiptir, bunlar nadir, belki enderdir. Gene de bunlar da diğer bir zümreden iyidirler.(SAYFA 188) Onlardan hiçbir hayır vücuda gelmez. Zahiren, bâtınen inkâra sapmışlardır.

Hakk’ın hazinesinden zahmetsizce kazanç elde eden nadirdir. Herkes onlar gibi olamaz. Böylesi nadir ve nazlı olduğundan, bu şekilde mükâfat görenler pek azdır. Çünkü bu türden olanlar ezelden Hüda’nın yâri olmuşlardır, onların amelleri naz ve cilveleridir.

4850

O, Hakk’ın nuruyla görür, münkir kıyafetinde görünür (perişan şekilde). Sakın onu inkâr etme, ondan yüz çevirme, bastığı toprağı sürme diye gözüne çek! Tâ ki gözün parlasın, iyi görsün, sinen, Sina gibi, nurla dolsun. Çünkü onun fiili Hakk’ın fiilidir, ondan Hak’tan başkasını görme! Kendine gel! Onun yaptığı işler iyidir, sakın kötü görme! Ne yaparsa alkışla!

4855

Hızır’ın işleri de Musa aleyhisselam’a kötü görünmüştü. Hâlbuki onlar, yapılması lazım doğru işlerdi. Musa aleyhisselam, “Bu yaptığın fenadır, iyi bir şey değildir, böyle işler Hak yanında istenmez.” dedi. Oysa işin aslı, onun dediği gibi değildi, iyiydi. Sonra yanlış düşüncesinden pişman oldu. O şeyler ki Musa aleyhisselam gibi bir şaha gizli kaldı, eğer sana da gizli kalırsa çok görme ki belki böyle bir merd-i Hüda’ya kavuşursun.

4860

Onun davranışı ve sözü seçkin olur. Ey salik, kurallar onun aşığıdır. Onu ahbap edinmeden nasıl yola gidebilirsin? Menzile, örtüsüz nasıl vasıl olursun? O şahın (Hızır’ın) kurallarını Musa aleyhisselam anlayamadığı için inkâr etti ve o yolculuktan baş döndürdü. Çünkü onda o yola gidecek ayak yoktu yahut o meydanda onunla koşacak hâlde değildi. Kendin gibi biri yolu bulmuşsa (vasıl olmuşsa) ona ne kadar üstün olsan da onu Hüda’nın sevgilisi bil!

4865

Çünkü sevgili olmayan, böyle yola nasıl gidebilir, asker, şah mertebesine yükselebilir mi? Onun cinsi olmalı ki o yolu katedebilsin ve o emsalsiz sakinin elinden şarap içsin. Maşuku (sevgliyi) pek az kimse tanıyabilir, o şaha yakın olan da nadirdir. Çünkü mülakat zamanında onu hicapsız görebilmek için aynı cinsten olmak lazım. O cinse, onun cinsinden biri kavuşabilir, cinsinin gayrı, ona nereden yol bulacak?

4870

Bundan dolayıdır ki ona mürit olan nadirdir. Ondan tarafa gidene ne mutlu! Maşukun talebi ancak maşuktur. Âşıklar oraya zafer bulamazlar. Cinsin bağı kendi cinsiyledir, insanın hayatı da kendi cinsindendir. Cinslerin sayısı binleri bulsa da birdir. Âşıklar bu yakîn hususunda şüpheden kurtulamamışlardır. Maşuk (sevgili), gökteki güneşe benzer. Yıldızlar da âşıklarıdır.

4875

Her ne kadar semada güneşten nur alarak parlarlarsa da onun şarabıyla sarhoşturlar. Fakat onun nuru yanında leş değerindedirler, her ne kadar onun nuruyla yaşıyorlarsa da. Sabah olup da güneş doğunca onun nuru önünde hepsi yok olur (kaybolur).

(SAYFA 189) Şimdi, sen o maşuku güneş, âşıkları da yıldızlar gibi bil. Dünyada onun eşi, örneği yoktur. Sultan, yalnız odur, diğerleri köleleridir.

4880

Âşığın yolu sarhoşluk ve niyazdır. Maşuk-ı Hüda’nın yolu da cilve ve nazdır. Askerin şahtan umduğu, rütbe ve makamdır. Şaha düşen de onları vermektir. Herkesin kendine göre bir yolu vardır, yolu adalet ve ihsan olan da şahtır. Eğer maşuk için, mesafeleri aştı veya vuslata engel olan perdeleri yırttı dersem, bunu âşıkların yoluna kıyas etme! Maşukun yolu açıklamaya sığmaz.

4885

İki âlemde, gerek havas, gerek avam, hiçbir kimsenin makamı onun üstüne çıkamaz. Hepsi de onun mürit ve bendeleridir. Onun, canlara can katan cemalinden güç bulurlar. Böyle olan şahıs, kutb-ı zaman olur, yerde gökte misli bulunmaz. Onun sözü herkesinkinden üstün; hâli, herkesin hâlinden başkadır. Kâmillerin hâlledemedikleri sıkıntılarının çözümü, ona göre kolaydır.

4890

O, havasa kolay ulaşmayan lütufları, avama her zaman bahşeder. O, gezdiği yerde Tur ile Kaf Dağı’nı raksettirir. Onun kılıcı Zülfikar’dan yüz kat daha keskindir. Abdal-ı Hüda ona muhtaçtırlar. Böyle bir kimsenin yüzünü görenlerin ilmi, hikmeti artar. Avam ve sıradan takımından bile olsa, ayağını havas-ı kiramın başının üstüne basar.

4895

Rütbesi abdalın rütbesinden yüksek olur, kali, başkaların hâlinden iyidir. Kutba yeni mürit olan kimse, şeyhlerin şeyhidir ve âlemde eşsizdir. Her kimin üstadı hünerli olursa, bil ki onun talebesi de kudretlidir.

Notlar

  1. Bakara Suresi 2/34: Hani meleklere “ Adem için saygıyla eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygıyla eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Önceki makale
Makale 66
Sonraki makale
Makale 68
Menü