Makale 68

Kabiliyetli (veya ikballi) talebe, üstat gibi olur. Çünkü üstadının ilmini tamamen öğrenmiştir. Onun mertebesine erişmiştir.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Kabiliyetli (veya ikballi) talebe, üstat gibi olur. Çünkü üstadının ilmini tamamen öğrenmiştir. Onun mertebesine erişmiştir.

Artık gayrı olmaz. Çünkü üstattan maksut olan ilimdi. Şakirt, onların tamamını öğrenince şüphesiz aynı üstat oldu. Mesela bir mum, diğer bir mumdan yakılsa, akıllı olan, iki mum arasında fark görmez. Her ikisini bir sayar. Bir cahil üçüncü bir mumla gelse de ben mumumu evvelki mumdan yakacağım dese herkes onun aklına güler (çünkü mumlar arasında fark kalmamıştır). İşte bundan dolayı idi ki Musa aleyhisselam, “Keşke ben ümmet-i Muhammet’ten (s.a.v.) olaydım” diye temennide bulunmuştur. Çünkü açıkça biliyordu ki onun ümmeti olunca onun ilmi, makam ve mertebesi kendine erişecektir. Demek ki Mustafa (s.a.v.) olmak isiyordu. 


Üstadın varisi, ancak şakirdidir. Çünkü onun sanatını o elde etmiştir.

(SAYFA 190) Çünkü can şamdanını onun nurundan alevlendirdi, onun ilmini tamamen öğrendi.

4900

Artık böyle olan şakirt (mürit) de üstadı (şeyhi) gibi kutup olur. Bundan sonra havas onun etrafına dolanır. Musa aleyhisselam bundan dolayı canıgönülden temenni etmiştir ki: “Ey Rabb-i Kerim her ne kadar peygamberlerin şahı ve akranımın cümlesinden üstün ve seçkin isem de ne olurdu, Muhammet Mustafa’nın (s.a.v.) zamanında bulunsaydım da ümmetinden biri olsaydım. Elbette ki bana lütfundan mucizeler verdin ve önderlik bahşettin.

4905

Fakat onun pek aşağı bir ümmeti olaydım da o yüzden feyz alaydım daha iyi olurdu.” Bu temennide bulunmasının sebebi şuydu: Biliyordu ki makbul şakirt, üstadının derecesini bulur. Üstadına halef olan şakirt aynı üstat olur. Üstadı gibi, herkesin üstünde bir şerefi vardır. Zahir ehline göre bu tevazu sayılır, fakat ehl-i bâtın nazarında terfidir. Hazreti Muhammet’in (s.a.v.) rütbesi cümleden ziyadeydi. Hazreti Musa’nın balı, onun zehri kadar da olamazdı.

4910

Fakat Cenabı Musa bu temenniyle öyle yüksek bir derece istemişti ki kendi de Hazreti Muhammet (s.a.v.) gibi Habib-i Hüda olsun, imama uyan ümmete dâhil olsun, Nebi-yi Zişan da imamları. İmama uyanlar, imama tâbidir. Rükûda, secdede, kıyamda imamın yaptıklarını yapar. Şu hâlde cemaat de imamın yapmış olduğu şeyleri yapmış olur. İtilaf yolunu böyle bil! Eğer şakirt üstadından bunu alırsa, o da üstadı gibi din hükümlerinden dolmuş olur.

4915

Eğer arada zerre kadar (pek az) bir farklılık olursa, şöyle farzet ki onun o deryadan bir damlası eksiktir. Evliyayı Kiram’ın Hüda’yla birliğini, tabi olanla tâbi olunana kıyas ederek anla! O, budur, bu da odur. Bunda şüphe yok. Aralarında hiç fark bulamazsın! İmamla imama uyan birdir, iki değil. Arada yalnız isim farkı vardır. İsmi bırak, manaya bak! Tâ ki nazarında vahdet tecelli etsin.

4920

İsimlerin fani olduğu açıkça görülür. Beka ararsan manada ara! Bütün isimler, göz için perdedir, manayı al, ismi terk eyle! Sesler, harfler, isimler, nakışlar, renkler, cisimler… Hep geçicidirler. Baki kalmazlar. Sureti terk eyle de, yüzünü manaya çevir! Maddeyle var olabilen şey, mana gibi nereden daim olacak?

4925

Bu dört zıddı (anasır-ı erbaayı) bırak ki dört tarafı sınırlı ve sonlu olan bu cihandan kurtulasın. Suret, sonsuz olmak üzere varlık bulmamıştır. Ne mutlu ona ki manayı görünce, suretin zevk ve muhabbetini gönlünden sildi. Yükseklerde, gayreti yüksek olan uçar. Kuş, havada kanatla uçar. İnsanın kanadı himmetidir. O kimsenin ki gayreti yüksektir, uçtuğu zaman maksuduna vasıl olur.

4930

Can kuşunun kolu kanadı himmetidir. Vuslat tarafına götürecek olan araç himmettir.

(SAYFA 191) İnsanın cevheri himmettir. Vuslatı da himmeti (gayret) nispetinde olur. İnsanda iş gören, himmettir, himmetsiz adam noksandır. Hazreti Peygamber’in gayreti yüce olduğu için ona Hak’tan başkası makbul olmadı. Gerek yüksek, gerek düşük, hiçbir şeyi canıgönülden kabul etmedi.

4935

Ona Hakk’ın cemalinden başkası layık değildi. Enbiya arasında ondan dolayı başı çekti. ‘’Mazağal basar’’1 mantık-ı celilince o mübarek gözler ilahi güzellikten başkasına iltifat etmedi. Enbiyanın göklerdeki makamlarını Cenabı Hak ona aracısız, perdesiz (bila-vasıta, bila-hicab) gösterdi. O paha biçilmez hazinelerden hiçbiri gözüne görünmedi (hiçbirini istemedi). Çünkü kulağına o yüce sesler girmişti. Hepsinden geçerek bizzat Yezdan’a talip oldu ve bu yüce gayretinden dolayı bütün enbiyayı geçti.

4940

Cenabı Hak onun bu himmetiyle bütün enbiyaya karşı daima iftihar buyurur ki: “O, benim yüzümden başka yüze bakmadı, firakımla canıgönülden ağladı. Onun canı bensiz rahat etmedi, başka kimseyle konuşmadı. O, benimle olduğu gibi, ben de onunlayım. Aramıza kimse giremez. Ben oyum, o da bendendir. Arada ikilik kalmadı, ikimiz bir nuruz.

4945

Bende onu gör, onda beni. Ayrı ayrı iki evde, bir zatız. Görüneni bırak da bizim nurumuza bak ki bizden uzak düşmeyesin.” Her kim burada o ışığı bulamazsa âmâ kalır, sonunda fanilere katılır. Bu deryada o inciyi bulamazsan, öyle bir güzel karşısında kör ve sağır mevkiine düşersin! Ekin yeri bu meradadır. Ek ki can cihanında işe yarasın (mahsulünü alasın).

Notlar

  1. Necim suresi 53/17 Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.
Önceki makale
Makale 67
Sonraki makale
Makale 69
Menü