Makale 79

“İnsanları emel orağıyla biçiyorum ki ruhları bu aşağılık âlemden kurtularak semaya çıksın ve nuruma karışsın. Bundan büyük fayda olur mu?”

Bu makalede şu açıklanacaktır:

Musa aleyhisselam yalvarışında dedi ki: “Ya Rabbi! Âdem evlatlarını yokluktan vücuda getirdin, taze fidan gibi vücutlarını cihan bağında itina ile terbiye ettin. Görüntüsü ile hali mükemmelce tamamlanınca da ecel satırı ile doğrar, yok edersin, bundaki hikmet nedir? Doğrusu buna benim yüreğim yanar ki bu kadar rahmetten sonra bu felaket niçindir?” Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki: “Ya Musa, sabreyle! Sabır her müşkülü hâlleder, vakti gelince anlarsın!” Bir müddet sonra orak zamanı geldi. Musa aleyhisselam orağını çekti, ekinlerini biçmeye koyuldu. Hak Teâlâ buyurdu ki: “Ya Musa! Bu ekini ektin, besledin, kemale erdirdin! Yazık değil mi ki biçip harap ediyorsun?”

Musa aleyhisselam cevap olarak dedi ki: “Ben onu bunun için (biçmek üzere) ektim, besledim, meydana getirdim ki tanesini samanından ayırayım da kulların onunla gıdalansınlar.” Cenabı Hak buyurdu ki: “Ben de insanları emel orağıyla biçiyorum ki ruhları bu aşağılık âlemden kurtularak semaya çıksın ve nuruma karışsın. Bundan büyük fayda olur mu?”


Hazreti Musa yalvarırken dedi ki: “Ey kerem ve merhamet sahibi yaradanım! İnsanları lütuf ve bağışlarınla yarattın, İrem bağları gibi süsledin, (SAYFA 223)

5770

dışta ve içte kemale getirdikten sonra ölüm kılıcıyla birer birer boğazlarsın. Ey kerem sahibi Rabbim, bu kadar lütuf ve keremden sonra onları paramparça etmekteki hikmetin nedir? Ya onlara hayat vermemeliydin veyahut öldürmemeliydin.” Cenabı Hak buyurdu ki: “Bu suali bırak! Sabret ki sabır ile her arzuna nail olursun. Benim işlerim aklın sınırları dışındadır. Kusursuz bir akla sahipsen buraya baş koy. (teslim ol!)

5775

Mademki emir ve fermanıma tâbisin, her ne dersem candan dinleyeceksin. Kabul edeceksin. Bu müşkül gördüğün zor iş sana hâllolacaktır, benim hikmetim senin dilinden ırmak gibi akacaktır. Varlığın hikmeti sana ayan olacak, korkulardan emniyete kavuşacaksın! Sıkıntılar içinde gizli rahatlar, saf yokluk içinde sonsuz ömür göreceksin! Ben bildirmezsem, benim işime nereden akıl erdireceksin, ben irşat etmezsem yolunu nasıl doğrultacaksın?

5780

Benim ilmim sonsuzdur. Sana dünyada ondan pek az bir şey verdim. Ve onu senin çaban ve gayretin olmaksızın verdim, gene de sürekli artırırım. O âlemden sana, faydalanacağın kadarını verdim ki ondan faydalanasın. Eğer ziyade verirsem, seni zarara uğratmış olurum. Onun için anlayacağın miktarda verdim. Benim işime kim müdahale edebilir, sırrımı hangi sınırlı fikirliler kavrayabilir ki?

5785

Öyleyse, sana verdiğim bu aza kanaat et, şükreyle! Tâ ki bunlara mükâfat olarak ilm-i ledün vereyim. Tâ ki az ilmin sınırsız, sayılı ömrün sonsuz olsun.” Musa aleyhisselam, Hak Teâlâ Hazretleri’nden bu hitabı işitince suali, cevabı bıraktı. Yüzünü acizlikle kulluk tarafına dönderdi, düşkünlüğü yüceliğe tercih etti. Gece gündüz tevazu ve alçak gönüllülük, sıdk ve niyazla ibadete koyuldu.

5790

Tâ ki Musa’nın hasat zamanı geldi. Musa aleyhisselam ekinlerini biçmeye başladı. Cenabı Hak buyurdu ki: “Ya Musa, bunları niçin biçiyorsun? Ekip, besleyip bu kadar zahmetlerle meydana getirdiğin bu mahsule yazık olmuyor mu?” Dedi ki: “Ya Rabbi! Biçmezsem bundan nasıl faydalanabilirim. Ekilen biçilmezse halk, gıdayı nereden alacak, gıdasız yaşanabilir mi?

5795

Cansız iken terbiye edilerek bitki oldu. Şimdi bu biçmekten de birçok faydalar meydana gelecek. Bu mahsullerden sayısız işler ortaya çıkacak, seyrinde devam ederek birliğe (ahadiyet) kadar gidecektir. Hamur olacak, ekmek olacak, insan vücuduna karışarak akıl ve can olacak. Akıl ile can da Hak yolunda giderlerse fani olarak Hakk’a katılacak, nihayet, ilk çıktıkları gibi asıllarına dönerek seyirleri sona erecektir.

5800

Bu işi, (biçme işini) bu manaları düşünerek yapıyorum. Bundan dolayı kötü bir iş yapmıyorum.” Cenabı Allah, Musa aleyhisselam’a sordu ki: “Ey nazlı kulum! Sen bu sağlam düşünceyi benden almadın mı?

(SAYFA 224) Bütün akıl ve idrakin benden değil mi? Bilmiyor musun ki bunlar benim yanımda küçük ilimlerdir. Niçin demezsin ki benim hikmetim o hudutsuz hikmet yanında naçiz ve hakirdir. Çünkü o, bu sınırsız deryadan bir katredir. Senin hikmetin de güneşin yanında bir zerredir.”

5805

Gözünü aç ve onu kesin olarak bil ki: “Ben de halkı bunun için öldürüyorum. Öldükten sonra o hayata kavuşsunlar ki onda artık mihnet ve ölüm yoktur. İsterim ki herkeste ne varsa onu artırayım. Diken varsa gül edeyim.

Fani olduktan sonra ebediyet ülkesinde onun sınırlı ömrünü sonsuz kılayım.

5810

Ona keremimden ihsan edeceğim şeyleri binlerce sene saysam tükenmez. Vereceğim hediyelerin en küçüğü cennettir. Cennette ona bahşedeceğim armağan ise, açıklamaya sığmaz. Eğer saliklerin benden alacakları armağanların zevkinden padişahlar haberdar olsalardı kul olurlardı. Padişahlık, saltanat, taç, taht, hizmetçi, büyüklük, her şeyden soğurlardı.

5815

Tatlı su içmedikleri için, acı ve çorak suyun kendilerine berrak su göründüğünü anlarlardı. Adi ve çirkin de olsa, onlar ancak bunları gördükleri için cehennemi cennet sanırlar. Fakat elest bezminin saf şarabını içmiş olan sufinin ruhu, bu ten tortusu içinde nasıl huzur bulabilir? Yıllarca padişahlık etmiş, her dilenciye armağanlar bahşetmiş olan bir kimse, dünya külhanında gönül hoşluğuyla nasıl yaşayabilir? Gamdan, kederden nasıl kurtulabilir?

5820

Sürdüğü saltanat zevkini, o tac ve tahtı, o debdebe ve gösterişi unutabilir mi? Aklın varsa buna inanma! Altını verip de sahte parayı alacak kimse bulunmaz. Dünyada talib-i Yezdan olan kimsenin yönü ve isteği daima Hüda’ya olur. Çünkü onun canı bedene bağlanmadan evvel ateşin saf şarabıyla mest olmuştur. O tat, onun damağından gider mi? Onun mahmurluğu gene onunla giderilir.

5825

İşte onların eskiyi özlemeleri bundan dolayıdır. Her olur olmaz kimse bu yola nerede süluk edecek!

Önceki makale
Makale 78
Sonraki makale
Makale 80
Menü