Makale 87

Hak Teâlâ Hazretleri bütün âlemleri Muhammet Mustafa’nın (s.a.v.) hürmetine yarattı ki “levlake lema halektel eflak” bunun delilidir.

Bu makale şunu açıklayacaktır:

Hak Teâlâ Hazretleri bütün âlemleri Muhammet Mustafa’nın (s.a.v.) hürmetine yarattı ki “levlake lema halektel eflak”1 bunun delilidir. Bütün enbiya onun yardımcılarıdır.2 Halka kendi ilimlerini öğreterek onlara onun, Hazreti Muhammet’in (s.a.v.), ilmini anlayacak kabiliyet ve yeteneği verdiler. Nasıl ki yeni okumaya başlayan bir çocuğa hazırlık olmak üzere hece öğretirler enbiya da din ilimlerini halka öğrettiler. O ilimler asırdan asıra halka erişti ve halk da bundan faydalandı. Nihayet halkta yüksek ilimleri öğrenmeye kabiliyet meydana gelince Hazreti Muhammet aleyhisselam ilimlerin aslı olan ilimleri getirdi. Demek ki bütün enbiya onun işine yardımcılık ettiler ve onun için geldiler. Şu hâlde evvel ve ahir olmak üzere başka türlü bilenin cehaletine hükmetmek lazım gelir “Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın”.3 


Bütün enbiya, senden önce gönderilmiş müjdeciler gibidir. Cihan halkına dediler ki: “Bizden sonra celilü’l-kadr bir sultan (bir peygamber) geliyor ki bu ruhlar, bu cesetler hep onun hürmetine yaratıldı. Biz cihana onun kıymet ve mertebesini bildirmek için geldik, tâ ki dünya halkı onun nurundan toplasın, çünkü o, rahmeten li’l-âlemindir”.4

6355

Biz size onun gelişini müjdeliyoruz ki o kokudan haz alasınız. Bizim kokumuzla yavaş yavaş yakınlık kurun ki bizden onun kokusunu duyarsınız. Bu suretle onunla tanışıklık meydana gelsin, onun deryasında yüzebilecek kabiliyet elde edesiniz.

Biz, onun hükmünden size birer parça öğretiyoruz ki onun getireceği ilmi anlayabilesiniz. Çünkü onun ilmi, ilimlerin özüdür. Uğursuz nefis onu anlayamaz.

6360

Çünkü aşağılık nefsin özelliği karanlığın baskın olmasıdır. Zulüm ise yaşayabilmek için zulmet arar. İyi bil ki zulmet, hayvan tabiatıdır. İnsanlık nuru hayvanda gizlidir. Biz onlarda insan nurunu belirtiriz, hayvan hasletini gönüllerinden yok ederiz. Tâ ki başlangıçta onu anlamaya yetenekli olsunlar, sonra o gelince, ona yönelsin ve istesinler, onun ilmiyle tanışıklık kursunlar, onun güzel huylarıyla, bilhassa hilmiyle ahlâklansınlar.

6365

Tâ ki o ilimleri, o sırları, hülâsa o nuru candan kabule hazırlanmış olsunlar. Çünkü onun getireceği ilmi, kimse talimsiz edinemez. (SAYFA 244)

Bundan dolayı, o ilmin başlangıcını önceden öğrenmek lazımdır ki o yüksek ilmi anlamak mümkün olsun. Bizim ilimlerimiz, o ilmin ön sözüdür, onun ilmi öz, bizimki kabuktur. Biz enbiya zümresi hep onun için çalışıyoruz ki âlemler o sultanı bilsin.

6370

Onun hakkında Hüda, şu şerefli sözü buyurdu ki: “Ey cümle enbiyanın özü, incisi! Eğer senin tertemiz zâtın olmasaydı gökler ve yerler vücuda gelmezdi.” Öyleyse kesinlikle ve açıkça bil ki evvel ve ahir odur. Eğer gözün varsa ondan başkasını görme! Eğer bunun sırrını ilmen söylesem, genç, ihtiyar, hep benim gibi kendinden geçerler. Bir miktarını söyledim. Aklın varsa parçalardan bütüne geç!

6375

Bundan sonra, şaşılar gibi biri iki görme! Senin istediğin o birden başkası olmasın. Ey esrara vakıf olan! Bu bahsin sonu yok. Gene sen aşkın güzelliğini şerh et! Asıl hedef, aşktır. İki âlem onun parçasıdır. Onun (aşkın) dini ve şeriati bütün şeriatlerin ruhudur. Onun işleri herkese layıktır. Feleğin işi, zeminin işine benzemez. Sultanın işi vezirin işine, vezirin işi bir fakirin işine kıyas edilebilir mi?

6380

Cenabı Hak “kulle yevmin huve fî şe’nin”5 buyurmakla sürekli faal olduğunu bildiriyor. Herkesten aynı düzeyde iş bekleme! Güldeki letafet dikende olamaz. Âşıkların işi züht ve salâh değildir. Çünkü onlar felahı Hak’tan bulmuşlardır. Âşıkların hakikâtte namazı başkadır, her zaman Hak’la başka niyazları vardır. Onlar o namazla ebedi hayata kavuşmuşlar, aşk-ı Hüda deryasında ebediyyet kazanmışlardır.

6385

Balıklar gibi aşk deryası içinde küfürden, dinden, zühtten, fısktan uzak olarak yaşarlar. Aşk, sınırsız bir deryadır. Âşıklar o deryada balıklar gibi mutlu hayat sürerler. Vücudun topraktan doğduğu gibi, onlar da aşktan doğmuştur. Tenden geç de tertemiz cana bak! Ten, toprağa gider. Çünkü topraktan doğmuştur. Can da kendi aslına yüz tutar. Parça, nihayet aslına geri döner, insanın niyeti (himmeti) neye sarf edilirse kendi de odur.

6390

Matlubun ne ise, kendini o bil! Yani iyi kötü neyi talep ediyorsan, sen osun! Eğer şimdi (burada) iyi ve pak isen, iyilerin yanına gidersin. Kötü isen, kötülerle bir olursun, çünkü onun parçasısın, aslına gideceksin. Fakat bunun (kötülükten kurtulmanın) çaresi vardır. Kâfir nefs-i emmareyi terk et! Fıskı bırak, itaate sarıl! Tâ ki lanetli şeytanın tuzağından kurtulasın!

6395

Eğer buna gücün yetmiyorsa, dertli bir aşk sarhoşu ara! Tâ ki onun hâli sana da sirayet etsin. Sen de talepte onun gibi olasın! Talep hususunda onun özelliklerini benimseyesin, onun ateşinden sana da bir alev sirayet etsin. Mertlerin sohbeti seni, mertlerin cemaatine dâhil eder. Her ne kadar cisim isen de seni can eder.

(SAYFA 245) Ey din yolunun talibi, sohbet gibi makbul ve etkili şey yoktur. Sohbete bağlan ki seçkin olasın.

6400

Küfür de İslam da sohbetten doğar, her millette de böyledir. Öyleyse candan sohbet erlerine talip ol, tâ ki din yolunda onlara yoldaş olasın. Onlar gibi sen de vasıllardan olasın, candan canana yol bulasın! Zulmetten ibaret olan nefsinden kurtulup yok olasın, görme nuruyla var olasın. Zulmetin, nura dönüştü mü, artık ayrılıksız ebedi vuslat bulursun.

6405

Varlık dikenlerin tamamen gülşen olur, Hak nuruyla karanlığın aydınlanır. Bütün perdeler kalkar, gizli olan sır, gün gibi açığa çıkar. Yârini perdesiz bir kenarda görür, ondan dudaksız, kadehsiz bade içersin! O badeyle tamam sarhoş olunca, kendinden başka padişah görmezsin. Ondan sonra canın “Ene’l hak” der. Çünkü cananın, senin canından zuhur eder.

6410

Artık o söz, canın değil, cananın sözüdür, her ne kadar senin dilinden söyleniyorsa da. Cana, tene bakma, onlar alet değerindedir. İkisinin de hareketi o hâlin sonucudur. Rüzgâr, toprağı havaya kaldırdığı vakit, aklın varsa, onu topraktan bilme! Çünkü o, rüzgârın elinde vasıtadır. İşi yapan, rüzgârdır. Toprağın, kendiliğinden havalanması mümkün değildir. Rüzgâr olmazsa toprak yerinden kımıldanamaz.

6415

Toprağın merkezi enginlerdir, rüzgâr onu birdenbire yüklenerek çaylak kuşunun pençesine takılan piliç gibi havaya kaldırır. Her ne kadar görünen toprak ise de sen havadaki rüzgârı gör. (Ki fail odur.) Eğer bir kul, “Ene’l Hak” derse, onun sözünü buna kıyas et! Bil ki o söz Hak’tandır, ondan değil. El olmazsa kılıç, kendiliğinden kesemez.

6420

Yarayı açan kılıç değil, onu kullanan koldur. Dünyada iyi kötü her fiil, şahıstan meydana gelir. Sen de din yolunda Hakk’ın aleti olunca, şüphesizdir ki Hak, senden tecelli eder. Hakk’ın nuruyla dolu olan göz, Hakk’ın cemalini senin davranışlarından görür. Nursuz olan göz, nerede Hakk’a iman edecek? Kendi cinsine gitmek için, cins lazımdır. Nur, nurdan başkasıyla ahbap olmaz. Temizler, temizlerin tarafına gelir.6

6425

Evliyayı da veli olan görebilir. Onların güzelliğini düşman, nereden bilecek? İyi bil ki düşmanın gözü velinin karşısında kördür. Yusuf’un güzelliği kardeşlerine tecelli edebildi mi? O güzellik, Yakup’tan başkasına zahir olmadı, çünkü o, Yusuf’a aşk ve muhabbetle baktı. Eğer sende de aşk varsa, beri gel! Tâ ki dostun yüzündeki güzelliği göresin! Âşkın yoksa ona karşı körsün demektir. Burunsuz, miskten koku duyar mı?

6430

Nezle hastalığı baş gösterirse, misk veya gül kokusundan faydalanamazsın!

(SAYFA 246) İşte bunun gibi, körlüğün galip olursa daima karanlıktan hoşlanır (nurdan ürkersin), İblis gibi, Hak’tan uzak olursun. Gece, gündüz oturup kalktığın, lanetli şeytan olur. Ruhunda doğruluktan eser kalmaz, aşağılara çeken bataklığa düşersin. Günden güne gafletin artar, uyanıklığın eksilir. Bu hâlinle yoldaşsız kalırsın!

6435

Çünkü yoldaşın farkındalık idi, farkındalığı olmayan, nursuz can taşır. Her ne kadar hareket etse de sen onu ölü farzet! Ölü olan, gönül sırrından haberdar olabilir mi? Hayvanlar da daima hareketlidirler, fakat Hakk’ın nurundan haberdar değildirler. Onların hareketi, ağaç üzerindeki dalların hareketi gibidir. O armağandan, o kıymetli mallardan haberleri yoktur. Alelade şahıslar da isterse yükleri mücevher ve inci olsun, hayvanlar gibi o yükten habersiz olurlar.

6440

O kıymetli inciden haberi olmayınca, artık ona samandan uygun birşey ve samanlıktan münasip bir yer olamaz. Fakat gözü gören, zeki ve farkında olur. İyi, kötü onun nazarından kaçamaz. O, perdesiz, didarı görür, gönül levhasındaki sırrı okur. Göğü, yeri içinde seyreder. Mademki göz vardır, her şeyi görür. Ruhun ahvali ondan gizlenemez, gönül nurunun sırrı da ona yüz gösterir.

6445

Başlangıçta az olsa da sonra çok olur, hilal gibi günden güne gelişerek dolunay olur.

Notlar

  1. Hadisi şerif: “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.”
  2. Ali İmran suresi 3/81 Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
  3. Hadid suresi 57/3 O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın’dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
  4. Enbiya suresi 21/107 (Ey Muhammet!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
  5. Rahman suresi 55/29 Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O, her an yeni bir ilâhî tasarruftadır.
  6. Nur suresi 24/26 Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
Önceki makale
Makale 86
Sonraki makale
Makale 88
Menü