Makale 94

Az olursa damla, çok olur da akarsa çay, daha çok olursa fırat, daha çok olursa ceyhun, hadsiz payansız olursa derya denir.

Bu makalede “cezbetun min cezebati’l-hak hayrun min ibâdeti’s-sakaleyn” hadisi şerifi izah olunacaktır. Meali: “Rahmani bir cezbe, bütün insan ile cinin ibadetinden hayırlıdır.” Çünkü cezbe, Hakk’ın fiilidir, ibadetler ise, kulların fiilleridir.

Bu makalede şu da açıklanacaktır ki iradeler, meyiller, muhabbetler aşkın parçalarıdır. Az olursa irade, çok olursa meyl, daha çok olursa muhabbet, aşırılığa kaçarsa (ifrat derecesini bulursa) aşk denir. Aşkın kemali de cezbedir. Nasıl ki suya da muhtelif isimler verilir:

Az olursa damla, çok olur da akarsa çay, daha çok olursa fırat, daha çok olursa ceyhun, hadsiz payansız olursa derya denir. Şu kadar var ki hepsi bir sudur.


Cenabı Peygamber buyurdular ki: Bir cezbe-i Hüda, halkın riyasız yaptıkları ibadetlerden hayırlıdır. Cezbe, insan ile cinin gayretinden iyidir. Çünkü cezbe aşk cinsindendir. Muhabbet artınca ona aşk denir, aşkın kemali de cezbedir. Aşk, tam kemale varınca cezbe olur, çünkü o güzel yüz onda görünür.

6860

Ayna saf olursa, yüz onda hicapsız (berrak) olarak görünür. Eksik aşka cezbe deme! Çünkü eksik aşk cezbeden uzaktır. Az suya katre ismi verilir, akmaya başlayınca çay, ırmak derler, ırmağın büyüğüne, büyüklüğünden dolayı fırat derler. Daha büyük olursa ceyhun olur ki denize kadar,

6865

ceyhundan sonra derya olur. Çeşitli adlarla anıldığı halde hepsi sudur. Her mertebede bir isim verilir, derya olunca kemalini bulur. Kalbindeki irade ve meyiller de -az veya çokluğuna göre- böyledir.

(SAYFA 263) Aşkı da bu tertip üzere bil! Aşkın aşırısı da cezbe olur. O adetlerin (tekliklerin) hepsi bir mana ifade eder. Bundaki maksadımızı anla!

6870

Aşk, sonsuz dereceye varınca adı cezbe olur, nasıl en aşağı mertebesinde iken meyil deniyordu. Cezbeyi aşkın kemali bil! Çünkü o, aşığı Hüda’ya eriştirir. Cezbe hâlinde muhabbet (aşk), Hak’tır. Onun nuru senin ruhuna sirayet eder de sen, aşkı kendinin zannedersin. Hâlbuki bu aşk ve sadâkat, Hüda’dandır. Vücudunda parlayan bütün onun nurudur. Ruhlar, o fazl ve keremden tıka basa dolmuştur.

6875

Muhabbet, Hakk’ın vasfı olunca, kalpteki heyecanı ondan bil, kendinin zannetme! Kuranı Kerim’de bu manaya işareten “yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû”1 buyrulmuştur. Tâ ki sen seni kendinde ondan göresin. Talip, onu bil! Çünkü sendeki talep, onun nurlarının lütfundan parlamıştır. Senin ona talip oluşun, onun sana talip olduğundandır. O lütuf, senin hem derdin, hem dermanındır. Her şeyde Hakk’ı gör! Hak’tan başka bir şey bilme! Çünkü zahir, bâtın hep odur.

6880

“Evvel, ahir, zahir, bâtın benim.” buyurdu ki iyi bile ve iyi anlayasın! Hep odur, padişahtan başka kimse yoktur, hangi semte baksan onu görürsün. Gayrısı tamamen yaratılmıştır (fanidir). Ancak Hak Teâlâ baki ve daimdir. Faniye bakma (ehemmiyet verme) ki o, yok olucudur. Bakiye bak ki baki kalasın. Cezbe, seni ayrılıktan ve ayrılık kusurundan kurtarır. Cezbe sebebiyle ilmin, açık (ayn) olur.

6885

Kulak yoluyla ne duydun, ne öğrendinse, gözün onları açıkça görür. Sana ilme’l-yakin, ayne’l-yakin olur. Yedinci kat semanın üstüne ayak basarsın. Çünkü cezbe, ibadetlerin sultanıdır, belki sırrın sırrı ve dinin özüdür. Cezbede sana ansızın bir hâlet gelir ki aletsiz sanatkâr olursun. Hak’tan sana bir kudret erişir ki onunla cehalet kuyusu, eğitilmeden ilmin ta kendisi olur.

6890

Nasıl ki Nuh’un emriyle dünyada tufan kopmuştu. Nasıl ki Salih’in duasıyla dağdan (kayadan) deve doğmuştu. Nasıl ki İbrahim, ateş içinde güller, gülistanlar, yeşillikler görmüştü. Nasıl ki Musa’nın elinde asa, Hakk’ın emriyle birdenbire ejderha olmuştu, deryaya vurmasıyla tozlu yollar açılmış o suretle Firavun’u gark etmişti.

6895

Nasıl ki İsa aleyhisselam, nefesiyle ölüyü diriltmiş, yokluktan varlığa iade etmişti. Nasıl ki Cenabı Muhammet (s.a.v.), o sultan-ı güzin, felekteki ayı aşikâr olarak Hakim-i Kibriya’nın emriyle o nur yüzlüyü iki parça etmişti, Ebu Cehil’in elindeki taşları, lehinde şehadet ettirerek söyletmişti, o avazı kulaklar, şekten ve şüpheden uzak olarak işitmişlerdi. (SAYFA 264)

6900

Nasıl ki İbn Ethem, Uhud’da Hakk’ın didarını açıkça seyreylemişti. Bunun gibi, evliyayı kiram’dan Bayezit ki Hakk’a olan yakınlığı durmaksızın artardı. Maruf Gerhi, Cüneyd Bağdadi ve Ebu Said gibi evliyanın meşhurları ki her biri zamanının seçkini idi. Her birinin başka türlü kerametleri vardı, her biri arzulanan makama yol bulmuşlardı. Her biri o asla bağlanmış, hepsinin hâli, kali kemal mertebesine ermişti.

6905

Eğer o şahların hâllerini açıklamakla meşgul olursam uzun ömür sarf etmek mecburiyetinde kalırım. Bunların cümlesini vuslata cezbe çekmiştir, her biri o vuslat şarabını kadehsiz içmiş, her biri bu kâr ve kazancı (bu faziletleri) cezbeden bulmuş, o suretle kendilerine gaybın sırları tecelli etmiştir. Bu, cezbenin suretidir (neticesidir). İyi dinle de onun için canı ve gönlü feda et. Eğer cezbe-i Hak olmasaydı âdem evlatlarından biri, Hazreti Âdem gibi nasıl olabilirdi?

6910

Âdem evlatlarına o mülk, o saltanat nereden nasip olacaktı? Her biri âlemin sığınağı olabilir miydi? Her biri ahlâk-ı ilahi ile nasıl ahlâklanır, bu kadar mucize ve kerametleri nasıl gösterebilirdi? Bunların hepsi de cezbe neticesi olarak husule geliyor. Hakk’a yâr olan cana ne mutlu! Yâr olmak nedir ki? O, Hak’tan fani olmuş, ikiliksiz olarak onun sarhoşluğunda ayılmıştır. Bu ayılma, o bildiğin sarhoşların ayılması kabilinden değil ki! Onların ne söylediklerinden haberi olur, ne de söylenenden.

6915

Onu tatmak lazım, tarif ile bilinemez. Ona talip isen, bütün varlığını yoluna harca. Bunu vaktiyle arifler söylemişler: Bunu tatmadan nakil yoluyla anlayamazsın! “Men yezuk lem yarif’’i 2 iyi dinle. İşitmeyi bırak da görmeye bak! Bu türün ucu bucağı yok. Kalan kısmını da Hüda’dan yalvararak iste. Ola ki ona birdenbire zafer bulur, bilenler zümresiyle ahbap olursun.

6920

Canıgönülden her neye talip olursan, nihayet onu çarçabuk ve kolaylıkla elde edersin. O ilahi armağanın sana muhakkak surette isabet edeceğine hüküm ve Hakk’ın takdiri olmasaydı o hâle, o söze, o kâr ve kazanca candan talip olmazdın! Bunu iyi bil! (Emin ol.) Neye talip isen, istediğin senindir. Derman, derdi olanındır. Mallar, müşteri içindir. O sır, serseri bir adama nereden erişecek?

6925

Su, susuzlar içindir, ekmek de açlar içindir. Eğer açlar olmasa (açlık olmasa) ekmek olur muydu? Olsa da neye yarardı? Güzel yanaklı dilberler olmasa aşk, âşık olur muydu? Âşık da olmasaydı, dilberlerin kadri kıymeti kalmazdı. Her kimin talebi ziyadeyse, vuslatı da o nispette ziyadedir. Vuslat, talepte gizlidir.

6930

Sana hidayet nasıl ki Hak’tan erişiyor, o talebi de Hak’tan bil! Kendi cezbesiyle seni menziline götürüyor demektir. Senin canın gönlün onun elinde alettir.

(SAYFA 265) Eğer kulunu iki parmağı arasında şekillendirmeseydi, şüpheden kurtulup apaçık gerçeğe erebilir miydin? Sana yüzünü perdesiz göstermek istediği için elsiz, avuçsuz seni kendi tarafına çekiyor. Böyle olmasaydı bütün cihan halkının talip olması gerekirdi. Bu bir özel yardım olmaktan çıkardı.

6935

Öyleyse bu talebi kendinden bilme, Hak’tan bil! Irmak gibi o deryaya ak! Öyleyse bil ki orada sen yoksun. Gizli, açık hep Hak’tır. Ey seyr-i süluk sahibi, isteyenle istenileni bir gör ki rızıklandırana kavuşasın. Her gördüğün istekli onun istediği her arzulu onun arzuladığıdır. Irmak suyu koşa koşa deryayı arar ki deryaya karışarak aynı derya olsun.

6940

Denizle ırmak sureten iki görünür fakat manen birdir. Dikkat et! Şeyh ile Hakk’ı, şaşılıktan dolayı iki gören, mürit değil, merittir (inatçı). Ey maneviliğe eğimli olan, vahdette ikilik yoktur. Katre deryaya karışınca bir olur. Bu ilim, sözle (tarif) öğrenilemez. Mahv (fena) lazım. Mahv, deryadır, söz gemi. Her kim onu görürse onda ayrılık, gayrılık kalmaz, yabancıyı üzerinden toz gibi silkeler.

6945

Böyle olan varlık cezbe sonucudur. Dünyada da ebediyette de Hüda’dan ayrılamaz. O toz Hüda’ya bağlanmış, nur ile birleşmiştir. Irmağın derya ile bağı ve birliği gibi. Dünya adamı dünyadan, ebediyet adamı da ebediyetten hayat bulur. Dünya hayatından zinde olan ateştir (cehennemin nasibidir), o, tam bir ahmaktır. Topraktan alınan bir avuç toprak, neticede toprak olur. İster kuru, ister nemli olsun.

6950

Topraktaki o nemlilik de nihayet yok olur. Çünkü kuruluğu galiptir. Hava, toprak, ateş, rutubete istekli de olsalar istekleri söner. Bu temsildeki rutubet, taleptir. Fakat nispeten pek az olduğundan diğer unsurlara mağlup olur. Toprağın içindeki rutubet mağluptur. Çünkü karar yeri toprak olunca zıddıyla yok olur. Fakat rutubete deryadan yardım gelirse artarak deryasına karışır. Cisimlerin içindeki iman bu rutubete benzer (fakat o esmalardan yardım görerek katlanır).

Notlar

  1. Maida suresi 5/54 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  2. Tatmayan bilemez.
Önceki makale
Makale 93
Sonraki makale
Makale 95
Menü