Makale 97

Allah-ı Teâlâ’nın bir sofrası vardır ki onun mislini ne gözler gördü, ne kulaklar duydu ne de bir insanın hatır ve hayalinden geçti.

Bu makalede “İnne lillâhi mâideten mâ lâ ayne raet velâ uzne semi’at velâ hatıra âlâ kalbi beşer lâ yek’adu aleyhâ ille’s-sâimîne” hadisi şerifi şerh olunacaktır. Meali: “Allah-ı Teâlâ’nın bir sofrası vardır ki onun mislini ne gözler gördü, ne kulaklar duydu ne de bir insanın hatır ve hayalinden geçti. O sofraya oruç tutanlardan başkası oturamaz.” 


Bil ki: Hak Teâlâ’nın dünyada kurulmuş bir sofrası vardır. Fakat o sofra, namahremlerin gözüne görünmez.

7080

Bize Hak’tan, o fayda dolu rahmet sofraları erişiyor. O, can nimetleriyle dolu ebedi sofra. Canlar cisimsiz olarak onunla beslenir. Kibirliler o sofraya mahrem değillerdir, o sofradan nasip alanlar kendi varlığından geçenlerdir. Padişah (Hak Teâlâ), bizi; gelin, bu sofradan yiyin diye çağırıyor! O yemekler oruç tutanlara mahsustur. O beka yemekleri avama nerede kısmet olacak?

7085

Oruç, Hak’tan gayrısından geçmektir ki can ve gönül onunla gıda bulur. İşte Hak’la kaim, can-ı pak-ı Hak’la daim olan bu oruçlulardır. Bu bahsin haddi, kenarı yoktur. Onu bırak ki güzel sevgili, yanına gelmiştir. O nigar ki onu bir göz görmedi, vasıflarını bir kulak işitmedi. Ne melekler, ne de dönüp duran dokuz kat felekler ona yakınlık bulamadı. Çünkü her sınıf için ona yakın olmak yoktur. (SAYFA 271)

7090

O nigarın özellikleri bir kimsenin hatırından bile geçmedi. Geldi, dil ve canda bal ile kaymak gibi tatlandı. Nihayet amelden kurtulduk. Ondan hayat içinde hayata eriştik; Bundan sonra zevk ve neşe zamanıdır. Ey dostlar! Bundan böyle elimizden kadehler için, hazinemizden altınlar alın! Yârânımız arasında hiçbir fakir kalmasın, hatta başkalarına yardım edecek hâle gelsin.

7095

Yokluktan sonra semiren eller (yokluğu görmüş olan zenginler) vermekten geri durabilir mi? Bizim zevk ve sefamızın payanı yoktur, çünkü bize vahdet kısmet olmuştur. Bundan sonrasını dilsiz, ağızsız, damaksız olarak can yolundan dinle! Bunu benden can kulağıyla dinlediğinde varlıktan kurtularak mana âlemine gidersin. Ondan sonra yer ve gök olmayan mekânsızlıkta mana gibi ebedi kalırsın!

7100

Ben sizi her zaman elsiz ve ayaksız olarak o büyükler tarafına çekerim. Tâ ki orada korkudan emin olarak başsız, ayaksız tarafsız tarafına gidesiniz. Başla ayak, daima bir semte doğru gider. Tarafsız tarafına ancak onun makbulu olanlar gider. Bundan sonra, mekânsız yanında yer tutar, varlık dağını kökünden kaldırır atarsınız. Nihayet önünüzde engel olacak perde kalmaz. Dininiz, mezhebiniz kuvvet bulur.

7105

Bir cihandaki hayatın aslı odur, oraya giden kurtuluş bulur. Bunun sonu gelmez. Bu gece bu kadarla yetinelim, Hak’tan başkasını gönülden atalım. Yarın gene Mesnevi’den yeni bir mevzu bulmaya çalışırım. İlm-i ledünden yardım gördüğüm takdirde yarınki sözlerim daha manalı olur. Çünkü bu ırmağın suyu o deryadan geliyor, o arttıkça bu da artar.

7110

Gönül ırmağı yardımı deryadan alır, maddi engeller ona nasıl engel olabilir? Belki bu toprak cismin o can Kâbe’sini tavaf etmesi de o su ile temizlenmesindendir.

Önceki makale
Makale 96
Sonraki makale
Makale 98
Menü