Makale 98

Hak yolunda esas, derttir, aşk-ı sadıktır, engelleri ancak bunlar kaldırabilir. Nerede dert var ise, derman oraya gider.

Bu makalede şunlar açıklanacaktır:

Bir kimsede ilim, irfan, derd-i Hüda, aşk-ı ilahi galip olursa, onun bütün vücuduyla hevasını değiştirir.

Hakk’a örtü olan perdeleri ilim ve irfan yakamaz. Meğerki derd-i Hak (aşk-ı Hüda) yâri ola. “inne ibrâhîme le evvâhun hâlîm”1 bunun şahididir. Mesela hamile bir kadın doğurma işine ne kadar vakıf olursa olsun, sancısı tutmadıkça doğuramaz. Sancısı tutunca da -doğurma usulünü bilmese de- çocuk doğar. Menedemez. Bunun gibi, Hak yolunda esas, derttir, aşk-ı sadıktır, engelleri ancak bunlar kaldırabilir. Nitekim hakim Senai demiştir ki: “Derd bâyed perde-sûz u merd bâyed kâm-zed” Meali: “Perde yakıcı dert ile fedakar mert isterim.”

Nerede dert var ise, derman oraya gider. Derdin, dermana talip olduğu gibi, derman da derde taliptir.

(SAYFA 272) Belki dertsiz dermanın kıymeti bile yoktur; susuz bulunmayan yerde suyun, aç bulunmayan yerde ekmeğin, âşık olmayan yerde maşukun kıymeti olmadığı gibi. 


Can, tene galip olunca, o toprak vücutta gönül rengi bağlar. (cana dönüşür.) Aşk-ı Hüda’nın ziyadelenmesi neticesinde gönül bu perdelerden geçer (perdeleri bertaraf eder). Perdeleri aşk derdi (aşk ateşi) yakabilir, akıl değil. Ne mutlu ona ki Hak derdini satın alır.

7115

Bütün varını yoğunu sevine sevine vererek aşk-ı Hüda’yı satın alır. Çünkü Hak erlerinin devası derttendir. Hepsi de bundan dolayı dertle ülfet peyda etmiş, kanıksamışlardır ki Cenabı Meryem’in derdi (sancısı) tutmasaydı doğurabilir miydi?

Doğurmak zahmeti geldi de onun için hurma ağacının altına gitti. O ağacın altına onu, derdi götürdü de, o ikbal, o baht ona kısmet oldu. Akil kadının, çocuk doğurma hakkında ne kadar çok bilgisi olursa olsun, sancısı tutmadan doğuramaz.

7120

Sancısı tutunca da (doğum zamanı gelince de) içindeki neyse meydana çıkar: Gerek erkek, gerek dişi, gerek başka bir şey; gizli taşıdığı ne ise doğar, zahir olur. Ey Hak yolunun yolcusu, sen de dertsiz (aşksız) isen vasl-ı Hüda’ya eremezsin. İlim ve hikmet, perdeleri nasıl yakıp aradan kaldırabilir? Belki perdeleri diker, süsler. Eğer dert, yoldaşın olursa, yol alabilirsin, menzile çabuk erer ve emeline nail olursun.

7125

Gerçi Ebu Cehil’in de bir hayli bilgisi vardı. Fakat gönlünde peygambere karşı muhabbet olmadığından ilmi burundan akan sümükten farksızdı. Lanetli Firavun’la Nemrut da böyle idiler. Bunlar da birer büyük âlim idiler. Her ikisi de ilimleriyle âlemi sihirlemişler, azametleriyle halkın çoğunu kendilerine itaat ettirmişlerdi. Fakat ruhlarında muhabbet derdi olmadığından cananları onlara yüzünü göstermedi. Bunların emsali dünyada pek çoktur. Her birinin hadsiz hesapsız ilimleri vardı.

7130

Din derdi kendilerine rehber olmadığından, nihayet hayırları da şer oldu. Hepsi de kendi nefis perdelerine takılıp kaldılar, asi, zalim ve Hak’tan mahcup oldular. Bilakis Hilal ve Bilal gibi kimseler de cehalet ve dalalet içinde bulundukları hâlde, kalplerindeki derd-i Hüda’nın yaverliğiyle o nadir yolda yol alabildiler. O dert sebebiyle cahillikleri ilme, şiddet ve düşmanlıkları lütuf ve hoşgörüye dönüştü.

7135

Dertsizlerin işi ise bunların aksinedir. Onların önde gitmeleri tersinedir ve noksanlıktır. Eğer derdin varsa, hani alameti? Eğer mert isen, hani cenk, nerede hamle? Miskin varsa hani kokusu? Gübre ve pislik madeni olan sen, nerede misk olabilirsin? Eğer iyi hâldeyim dersen, eserini göster! Ben sana nasıl gül diyebilirim ki baştan ayağa dikensin. Fena ve reddedilmiş olduğunu körler hissederse, görenler yanında nasıl çirkin olmaz ve nasıl göze batmazsın? (SAYFA 273)

7140

Git, canıgönülden dert iste, tâ ki sen de o tarafa uçabilesin! Her kimin derdi varsa ona derman erişir, tatlı su, susuzlardan tarafa akar. Derdin, dermana talip olduğu gibi, derman da derde taliptir. Nasıl ki susuz olanlar su arar, su da daima susuzları arar. Âşıkla maşuku da böyle bil: Onlar da daima birbirini ararlar.

7145

Matlubu talepte gizli bil, her ikisi cisim ile can gibidir. Aşığın gönlü maşuk ile doludur. Maşukun yüzünü de aşığın yüzünde seyreyle! Âşık, maşukunun güzelliği sebebiyle yıkılmış harabedir. Maşuk, şahıssa âşık da o şahsın gölgesidir. Eğer dikkat ehliysen, aşığın benzindeki sarılık, maşukun güzelliğini haber verir ki zavallı âşık, öyle bir gül yüzlü yüzünden sararmış, zayıf düşmüştür. Öyle bir hurinin aşkıyla perişandır.

7150

O haraplıklar şahadet eder ki bu viranede bir hazine gömülüdür. Hazine onun güzelliği, virane de benim. O güzellik şaraptır, ben de kadehiyim. Maşuku daima âşıkta ara, tâ ki onun güzel yüzünü hicapsız olarak seyredesin. Çünkü aşığın gözleri maşukla doludur, bu suretle kendini kaybetmiştir. Bunun gibi, Hakk’ın cemali de görebilene velinin yüzünde alenen görünür.

7155

Evliya ondan dolayı mazhar-ı Yezdan’dırlar ki Cenabı Kibriya yüzünü onlardan gösterir. Taliple matlubu başka başka görme ki matlup, talipten görünmüştür. O eşsiz padişah, o bütün esrardan haberdar olan Mevlana böyle buyurdular:

Hak Teâlâ Hazretleri açıkça gelmediği (müşahede olunamadığı) için bu peygamberler onun vekilleridir. Hayır! Yanlış söyledim: Vekille temsil edilen beraberdir. İki zannedersen çirkin olur.

7160

Senin gibi görüntüye tapanlara ikidir. Fakat suretten kurtulanlara göre birdir. Sureten bakıldığında gözde ikidir, sen gözlerin nuruna bak ki bir olduğunu görürsün. Gözün nuruna dikkat ettiğinde iki nuru birbirinden ayıramazsın! Mademki talip matluptan ayrılmıyor, nur-ı Hüda’yı erlerin gönlünde ara. Burada bir merdin eteğini tut ki o sayede mihnetlerden kurtulasın!

7165

Ona kul ol ki sultan olasın, Hazreti İsa gibi Zuhal’e kadar yükselesin! Eğer kendinden geçersen, aynen o olursun, ondan sonra kendine arpa tanesi kadar kıymet vermezsin! Kendini feda edersen, karşılığın bizzat Hüda olur. Ebedi kalacak olan öz odur, sıfatlar geçicidir. Geçmez akçeyi bırak da altın nakdi al, boncuğun yerine inci hazinesini al! Sıkıntıyı ver, sıhhat rahatlığını al, cehli ver, tükenmez ilmi al!

7170

Bu kârı her tacir yapamaz (elde edemez). Bir günahkâr cennet ehli olabilir mi? (SAYFA 274)

Notlar

  1. Tevbe suresi 9/114 İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.
Önceki makale
Makale 97
Sonraki makale
Makale 99
Menü